Hz. İsa’ nın hikayesini anlatan Mel Gibson yapımı güzel bir film var. The Passion of Christ, filmde Hz. İsa’yı yargılayan bir Yahudi konseyi olan Sanhedrin papazlarının kıyafeti ve ellerinde tuttukları hac ve de büyüklüğü, bugün bildiğimiz ve İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in isteyen gidebilir teklifi karşısında, İstanbul’da kalmayı seçmiş Rum Patriklerinin kıyafeti ile birebir örtüşüyor.
Teyzem, diğer teyzelerim ve dayımın eşi sağolsun Türkiye topraklarında gitmedikleri büyücü bırakmadılar. Dayımın karısı bir aralar rahmetli anneanneme bakan teyzemle beraber ipi düğümleme, kilit vs gibi büyüler yaparlardı. Bir devlet memuru olan teyzemin bir tanesi, yıllarca uzun tesbihlerle zikir çekti evde, arada bir Kayseriye’ye gittiğini biliyorum, sözümona eşinin kardeşi orada dokturmuş, çünkü bir aralar bol bol Kayseri sucuğu getirirdi. Hatta diğer bir gümrük memuru teyzem Almanya’ya gittiğinde orada bile büyücü bulmuş. Çocukken de beni Adıyaman’a götürmüşler, tabi dertleri ben değilim ama her nedense ne zaman bir muskacı büyücüye gitseler, gitmeden önce bütün tasaları benmişim gibi lanse edilip, başka şeylerin derdinde giderler. İstanbul’da ara ara teyzemi ziyaretlerimde, birkaç bu tarz muskacı büyücü tarzı yerlere gittik. Bir tanesi, küçükçemecede kahve falı bakan bir kadın, diğeri zeytinburnuda oturan adının Yaşar olduğunu düşündüğüm kısa, bıyıklı,anneannemlerin büyüdüğümde bir bayram ziyareti için gittiğimde gördüğüm, ben doğduğumda oturdukları iki katlı eve benzeyen evlerine benzer harabe bir evi olan bir muskacı hocaya gidildi, kağıda yazdığı değişik bir yazıyı, suya atıp içiyormuşsun. Evde hayvan organı yakmalara varıncaya kadar, hatta bir keresinde küçükçemecedeki evinde bakire bir kızın adet kanından büyü yazıldı, ben o ara sanırım 15 yaşındaydım. 2010 yılında da Hatay’ı yüksekçe bir köyünde yaşayan, sözümona babasının mezarının yana odada olduğu, yüzü genç görünen yine e muskacı ya gidildi, ne hoca ne teyzem hiç birşey konuşmadı, iki üç dakika sonra çıktık. Hata sonradan kuzenim Hümeyra’yıda çakralarını açtırmak için götürmüş oaraya, gerçi Hümeyra’nında ondan az kalır yanı yok.
1999 yılında Tekirdağ’ın bir köyünde yaşadığını söylediği bir hocaya gidildi, yanımızda daha sonradan depremde ölecek olan bir arkadaşıda vardı. Ben o hocayı görmeye içeri girmedim her nedense, arabasında uyudum bir iki saat. Teyzemin zeytinburnuda gittiği Yaşar adlı hoca şimdiki patriği biraz andırır fakat zannımca Tekirdağ’da giitği köyün ortasındaki çevresi boş geniş bir arazi olan bahçeli evdeki hoca ya da herneyse bizzat patriğin kendisiydi bence, çünkü dönüş için arabaya bindiğinde yanındaki arkadaşı, gördünmü diye sorduğunda `Gördüm gerçekten de o adam ama kim olduğunu diyemem’ gibi bir söz kullandı, arkadaşıda depremde hayatını kaybetti zaten birkaç ay sonra. Tabi, internetten takip ettiğim kadarıyla, genelde gayrı meşru iş peşinde olan, çalan, çırpan kesimin gittiği yermiş orası. Peki, Tekirdağ’a kimler gidiyor acaba..
Sevgiler,
Güney ANILMIŞ