‘Yine bize ayrılan sürenin sonuna geldik.’ Altı yıl adam, koskoca altı yıl. Ne kadar küçük bir sayı değil mi? Dile kolay söylemesi. Altı yıl.. Altı yıl boyunca beraberdik, uzun süreli konuşmadık belki, ama yine de beraberdik, birdik. Hala beraberiz. Beraber güldük, eğlendik, ağladık, birimiz mutsuz olduğunda geldik sarılıp omuz olduk. Hala da öyleyiz. Söylemesi dile kolay olabilir ama o altı yılın verdiği etki hiçte kolay değil.
Bazen öyle bir durum olur ki karşında ki insanın seni sevdiğini bilirsin. Ama hissedemezsin. İşte tam da o noktada hissetmek istersin sevildiğini, önemsendiğini, umursandığını. Halbuki ben sana yana yana susarak söylüyorum ki ‘bana bunu hissettir.’ Belki hayatımın en büyük hatalarından birini sana altı yıl boyunca hissettiklerimi anlatmaya çalışarak, umursandığını, önemsendiğini sana hissettirmekle yaptım. Evet doğru duydun. Hataydı belki de. Çünkü sen adam, altı yıl boyunca bana ‘seni sevmiyorum’ demedin, keza ‘seni seviyorum’ da demedin. Bırak sevdiğini, önemsediğini hissetirmeyi, söylemedin bile. Benim ise tek yaptığım orada durup seni beklemekti. Her buluştuğumuzda sana nasıl hayranlıkla baktığımı, nasıl gurur duyduğumu görmedin. Senin her gidişinde içimin hüzünle dolduğunu bilmedin. Bazı geceler aramanı veya yazmanı beklediğimi, benim insanlara seni anlattığımı ve benim yaptığım şeylerin senin de bana yapıp bana hissettirmeni istediğimi hiç bilmedin. Yaptım çünkü birine onu sevdiğini, önemsediğini göstermenin tek yolu budur diye düşündüm. Belki de yanlıştı bilmiyorum. Sen adam, bana Koray Avcıyı ilk dinleten, Ahmet Kaya’yı öğreten, Sıla’nın şarkı sözlerinde anlam arattıran insansın. Sen adam, bana hayatı anında yaşamam gerektiğini öğreten insansın. İşin aslına gelirsek adam ben inancımı kaybediyorum. Sana, kendime, en önemlisi bize olan inancımı kaybediyorum.
Şu zamana kadar her konuda yazdım, eski sevgilim, ailem, arkadaşlıklar, alkol, bağımlılık, sen..
Neredeyse her konuda. Ama elimdeki konu sen olunca bu kadar hevesle, huzurla ve bir o kadar da hüzünle yazdığım hiç bir yazı olmadı. ‘Yazarın kaleminden çıkan bütün sözler, yazarın gönlünün en derininden çıkan sözlerdir.’ demiş başka bir yazar. Ben sana avaz avaz yazarken sen bana ‘sana bunu nasıl hissettirebilirim?’, ‘benden istediğin nedir?’ diye mi soruyorsun? Yazık adam. Çok yazık. Bunları soruyorsan üzgünüm ama bir şeyler eksik demektir. Artık konu sen olduğunda, ‘daha ne yazabilirim, daha nasıl anlatabilirim’ diye düşünüyorum. Artık konu sen olduğunda kelimelerim susuyor. Konu sen olduğunda kelimelerim yetmiyor artık adam. Ve ben artık yoruldum.
İnsanlara seni anlatırken ‘o benim can dostum’ demek nasıl canımı acıyor biliyor musun? Bana telefonda yanlışlıkla da olsa ‘kardeşim’ dediğinde içimin nasıl yandığını.. birbirimizi kandırmayalım adam, biz seninle ne kardeşiz ne dost ne de arkadaş. Altı yol boyunca böyle söyleyerek kandırmaya çalıştım kendimi ama üzgünüm daha fazla bu yalanı süremeyeceğim. ‘eğer bir yalanı inanmasan da kendine sürekli söylersen, zamanla o yalana inanırsın.’ diye yazılmıştı okuduğum bir yazıda. Ne kadar doğruymuş, bir o kadarda yalan. Altı yıl boyunca senin için ‘o benim dostum’ diyerek bu yalana inanmışım ama bugün bana sarıldığında, beni öptüğünde, ben film izlerken beni izlediğini farkettiğimde ve sana sarılırken o huzuru hissettiğimde anladım bunun kocaman bir yalan olduğunu. Ben senin küçük kız kardeşin değilim, ben senin dostun diyebileceğin yakın arkadaşın değilim. Aslına bakarsan ben senin için neyim onu bile bilmiyorum. Bütün sorunda bu. Seninle sevgili olmak istemiyorum zaten istediğim o değil. zaten olsak bile yapamayız bunu adım gibi biliyorum. Senden istediğim benim sana yaptığım, hissettirdiğim gibi bunu bana da hissettirmen. Çünkü senden gelecek her şeye muhtacım ve sen bunu görmüyorsun. Olsun. Önemi yok zaten artık.
Bir konuda kesinlikle haklısın ama adam, ölümlü dünyada yaşıyoruz ve yarın başıma ne geleceği belli değil. belki yaşarım, belki toprağa girerim. Bilemezsin. Sana bunları yazmanın gerçek sebebi de bu hala elimde şans varken, hala seninle konuşup sana bunları anlatabiliyorken söylemek istiyorum. Her gidişinde sana, seni bir daha göremeyecekmişim gibi sarılıyorum çünkü her ne kadar sen bahsederken canım acıyor olsa da yarın yaşayacağımızın bir garantisi olmadığı gerçeğini de biliyorum. İşte en çok bu yakıyor canımı. O yüzden şansım varken anlatıyorum sana bunları.
Güvenin kırılması başkadır, inancını kaybetmek başkadır. Birinin güvenini kırdığında düzeltebilirsin, zor olur ama eğer derinden değer veriyorsan her şeyi yaparsın. Ama biri inancını kaybediyorsa bunu nasıl düzeltirsin? İşte onu bende bilmiyorum. Sen benim güvenimi kırmadın, maalesef ki sana, kendime ve bize olan inancımı kaybediyor olmamın en büyük kanıtı oldun.
‘yakında her şey güzel olacak.’ Hangi yakında adam? Artık yakınları bekleyecek gücüm kalmadı benim. Senin adına kitap yazan, o kitapta ise avazı çıktığı kadar seni nasıl gördüğünden, nasıl değer verdiğini anlatan kızdan söz ediyoruz. Biliyorum bana onlara baktığın gibi bakmayacaksın.. kabullendim. Ama sende beni anlamalısın çünkü artık senin için yazı yazmaktan yoruldum ve muhtemelen artık senin hakkında da yazmayacağım.
Hayatı anında yaşamayı öğreten sen, hayatı seninle yaşamama izin vermiyorsun ve bu adil değil. Artık yoruldum adam. Beni görmen için daha ne yapmam gerekiyor bilmiyorum ama yoruldum ve pes ediyorum. İşte tam da bu yüzden gerçekten bize ayrılan sürenin sonuna geliyor olabiliriz. Üzgünüm ama artık ne sana ne bize ne de ‘yakında her şey güzel olacak’ laflarına inanmıyorum.
‘Ben yaralarımı sardım öyle geldim sana… sen yaranın nerede olduğunu bile bilmiyorsun’
– incir reçeli
CARPE DIEM