Duru teninden keskin keskin saçılan; bana dünyadaki en lezzetli şeyleri hatırlatan o hatırı kalır kokuna yenildim en çok. Olur olmaz yerlerde buram buram hatırladığım anların heyecanıyla çalımını attın en çok. Bir türlü uzaklaşamadığım, bitiremediğim bir kokuydun benim için. Kırmızımsı bir rengi vardı, uzundu, yoğundu. Alışılınca bile hala tadılan bir kokuydu. Bunu en çok ayrı olduğumuz zamanlarda anladım. Ama anlayamadığım bir şey vardı, bunların hepsi birer duygu olsa değişirdi; değişmeyen bir şeydin. Zariftin, gösterişliydin upuzun saçların vardı ama bunlardan öte için için eriten sıcacık bakışların vardı. Gözlerimi her kapattığımda anladım.
Şimdi, değişen onca şeye rağmen, bunca zamandır sadece sen burnumda tütüyorsan ve sadece sen hep aynıysan sonbaharıma hiç girmemişsin demektir -girme de – .Hala taze taze yaprakların ve güneşin hala en tepede. Senden kaçacak bir gölgem yok inan -aramıyorum da- . Aksine ben hala çılgın gibi yanmaya hazırım ve sen de hala için için yakmaya hazırsın …
Hasret kaldığım her parçanı hatırladıkça biraz daha parçalansam da, gözlerindeki o parıltıyı hiç söndürmeyerek gözlerimi daha da kamaştırsam da en kötüsü artık hep ayrı kalacağımızı hatırlamak. Seni satır satır yazıp senle bir olsam da en ağırı başkalarının okuyacak olmasını hayal etmek. Hayır, belki de en ağırı artık başkalarının seni koklayacak olması.
Başkalarının seni’sin artık. Ben de başkalarının beni’ olacağım. Şair demiş ya:” Herkes öldürür sevdiğini… Kimi severek öldürür, kimi bıçak darbeleriyle …” Sen de beni o kokunla öldürdün sevdiğim. Belki de bu yüzden başkalarının beni olamayacağım, senin olduğun gibi … Belki de bu yüzden dokunamayacağım başka bir tene. Belki bu yüzden içimden terk edemiyorum seni.
Bu bir suç duyurusudur; kendimi ihbar ediyorum.