Kuruydu, kupkuru. Her geçen saniye daha da kuruyacak hatta buharlaşacaktı, gökyüzüne, atmosfere karışacak, varlığı dünyadan, evrenden tamamen silinecekti. Üzgün değildi sadece kabullenişin acı gerçekliğiyle yüzleşiyordu. Yine de garip hissediyordu. Bunca asır onu besleyen topraklar, küçücük bir fidanken onu büyüten topraklar, kurumasının, yok olmasının, varlığına dair hiçbir izin kalmamasının da tek sebebiydi. Belki de son günlerini pişmanlıkla geçirmesine sebep olacak olan da buydu işte. Terk etmeli miydi bu toprakları, elinde fırsat varken. varlığını, kişiliğini, hayatının anlamını kazandıran bu topraklar ne zaman ona düşman olmuştu. Ne zaman nefret etmeye başlamıştı ona hayat verenden? Hatırladı. Aslında hiç unutmamıştı sindirmişti sadece. Sindirmek zorunda kalmıştı çünkü yalnız kalmıştı, yapayalnız. O da sadece kabul etmişti, olduğu gibi, bütün kusurlarıyla. böylece her gün her dakika hatta her saniye yavaşça başlamıştı ölümü…