Cennetten su ikram ediyorum köklerine.. Kendimi öldürüp toprak oluyorum bazen, sırf köklerin bana sarılsın diye.
Bana sarıl ve bir yere gitme. Ağaçlar gitmez, öyle dururlar.
Öğreniyorum sonra, sen, Tuğba cennette var olduğuna inanılan, alışılmışın aksine kökleri yukarıda, dalları ise toprakta olan bir Hayat ağacıymışsın meğer.
Ölüme küsüyorum o gün, toprağın altında yaşam savaşı veren dallarına tutunuyorum, çıkıyorum yukarı, kaldırıyorsun beni.
Sanki bahar gelmiş de açıyormuşum gibi, çıkıyorum gün yüzüne. Kasım doğumluydum oysa ben. O ayda çiçek açmaz. Hayat ağacıymışsın meğer, ölüme küsüyorum o gün. Köklerine kök salmak gibi bir gayem vardı. Şimdi köklerinin asıl yerini öğrenip, gökyüzüne meylediyorum.
Kuşların uçtuğu, her şeyin bırakılıp bakıldığı göğe, gökyüzüne.
Gök, yüzüne vuruyor Tuğba, gözlerin daha bir yeşil bugün.
Cennette su ikram eden melek. Melek?
Hayat veren bir ağacın, suyunu ikram eden bir melek.
Su ikram ettikçe, hayat veriyorsun bana.
Sen hayat verdikçe, su ikram ediyorum ben.
Seni sulamaktan hiç yorulmayacağım ve Tuğba ne var biliyor musun?
Gök yüzüne vurdukça, gözlerin daha bir yeşil oldukça, o güzel gözlerinden sadece mutluluk gözyaşları dökülmesi dileyeceğim..
Ve şansım varsa, sadece benim mutluluk gözyaşları döktürebilmemi dileyeceğim.
Hayat ağacıymışsın meğer, ölüme küsüyorum artık. Ya sen, Susadın mı?
13.07.2017 / Bersu Özer