…bende oyunu eğlenceli ve mistik kılmak için cevapları gizlerdim..insanların onu keşfediş serüvenlerini izlerdim ve de tepkilerini..deney gibi..
vay be ne kurgu ama.
fakat şuan cidden büyüsü kaçtı yanı o nebulalar, kayan yıldızlar, çırılçıplak akan renkler hikaye…ya bi git diyorum içimden şuan..
yazık oldu Süleyman efendiye..
Kral gökten elma düşürüp cevap verir:
Bilinmeyene duyduğun o aşk yok mu o aşk..Peki ya o hayal gücün… ben anlamam denklemden ondan bundan..sen ki umarsızca kondurduğum ruhun molekülünü çözdün uzaklığını işleyişini farklı maddelerle etkileşime girdiğinde ki tepkimelerini ve dahası sonrasında da yine öylesine sırf orada güzel duruyor diye koyduğum o şeyi buldun anlamlandırdın..ben ki bilmem o yanar mı yakar mı akar mı.. sen rakamlara formüllere ardarda döktün yazdın çizdin kağıt üstünde görmediğin bu bok krallığını kafanın içinden kendinden..Sana göre büyüsü kaçmıştır..belki doğru belki yanlış..
bana göre ise.. ah çocuk.. keşke bunu da görebilsen.. kendini görebilsen..
derken kendi kendine konuşuyordu elindeki elmayı kaptırınca sustu..bok oldu yine her şey.
içinde koskocaman bir boşluk..
kalmadı dedi ağzımızın tadı tuzu..
yazık oldu Süleyman efendiye de..
“Çipildek Bok Krallığı”