Nefes almak kadar kolay mıydı yalnız kalmak sahiden? Basıp geçtiğin yolların adımlarını kendin sayarken, kırmızı ışıkları izlerken, gökyüzüne bakarken hava karanlıkken sana eşlik eden tek şey gerçekten fondaki mi? Neler düşündüğünü bilen gerçekten sadece bir melodi. O an kimi düşündüğünü, neyi hissettiğini, nefesini neden aldığını, gökyüzüne kimin simasını çizdiğini ve hayatının her köşesini bilen sadece kulaklarını çınlatan bir melodi. Bu yüzden kendini boğmaya aşık oluyorsun. Boğulurken son düşüncelerini hissediyorsun, bulutların arkasındaki dünyanın gerçek olduğunu biliyor muydun? Evet gerçek çünkü kendi haltlarını biriktirip oraya bakıp dert kusuyorsun. Fakat neden tek başınasın, neden kimse yok yanında? Yok çünkü ya hatalarınla gittiler, ya hatalarını kabul edip gelmediler, yada gerçekten delirmeyi seviyorsun. Ayazı ruhuna işlerken geceye aşık edeceğin birisi arıyor insan. Nefes almak için, bulutlarda birlikte bir şeyler çizmek için, delirmemek için, rüzgârın getirdiği en güzel kokuyu hissetmek için arıyor. Fakat ağzı düğümlü, gözleri kör ve kalbi kaplı şekilde. Sadece arıyor…