Doktor daldığı düşünceleri kafasından atmaya çalışırken son olarak:
“Göz göze gelmeyin bu işimizi zorlaştırır” dedi.
Donna ve Mustafa Kemal sadece başlarını sallayabildiler. Üçü de karşılarında ki canavarın neler yapabileceğini bilmiyordu. Doktor, Syndra daha da yaklaşırken Kylex ırkı ile Zaman Lordlarını düşündü. İki uygarlıkta egoist denilebilecek türdendi. Ama Kylexler ego sorunlarını bir üst seviyeye taşırarak evrendeki tek asil ırk olma düşüncesini benimsediler. Doktor kafasında planlar kurgularken Syndra onlara birkaç adım ötelerinde durdu ve söze başladı:
“Umarım küçük asker katliamım hoşunuza gitmiştir. Ah karşımda ne kadar iğrenç 3 canlı var. İki tane dünyalı insan ve Zaman Lordlarının sonuncusu. Bu anın geleceğini sana söylemiştim Zaman Lordu. Bu sefer kaçışın olmayacak, hepinizi kendi acılarında boğacağım.”
Doktor bu cümleler karşısında sadece mimiklerini oynatabildi. Ardından tebessüm ile söze başladı:
“Üzgünüm Syndra ama bu olmayacak. Çok denediler inan bana ama tahmin et hepsinin sonunda ne oldu? Hepsini yendim, tek tek. Çoğu hoş değildi ama beni öldürmek o kadar kolay değil. Ayrıca kendi bedeninle gelmene şaşırdım. Kendi vücutlarınızı savaş alanlarına götürmezsiniz genelde.”
Syndra aynı şekilde tebessüm attı ve:
“Neden bunları gözüme bakarak demiyorsun Zaman Lordu. Ayrıca burada savaş yok ki. Sadece ben ve üç adet ceset var. “
Donna sinirli bir şekilde söze başladı:
“Sen kim olduğunu sanıyorsun? Benim gözümü korkutmak için fazlası gerek çirkin şey.”
Syndra delirmiş bir şekilde:
“Sen nasıl bana hakaret edebilirsin seni pis zavallı şey. İlk önce seni öldüreceğim diğerleri bekleyebilir.”
Donna gözlerini kaldırdı Syndra’ya baktı. Doktor engellemeye çalışıncaya kadar Syndra Donna’nın vücuduna girmişti bile. Syndra vücut değiştirir değiştirmez orijinal vücudu ortadan kayboldu. Doktor hemen sonik tornavidasını çıkarak önce kaybolan vücudun oraya ardından da Donna’ya tuttu. Ama Syndra söze başladı:
“Artık çok geç Zaman Lordu bu beden benim. Seni bu iğrenç sürüngen ile öldüreceğim ardında acı ile bu bedeni yok edeceğim.”
Doktor:
“Bırak onu, hemen! Çık onun içinden rahat bırak onu sevdiklerime zarar verirsen kurtuluşun olmaz. Son kez barışçıl olarak terk etmeni istiyorum. Bir ırkı daha öldürmeye dayanamam.”
Syndra kahkahalar atarak:
“Ah Zaman Lordu ne kadar da komiksin. Barış içinde ha? Ahahaha… “
Doktor sinirli bir şekilde:
“Üzgünüm Syndra ama bunu ödeyeceksin. Mustafa Kemal biraz koşmamız lazım.”
Doktor ve Mustafa Kemal kaçarken Syndra bağırıyordu:
“Benden kaçmanız imkansız. Sizi bulacağım.”
Doktor mırıldanarak:
“Önce ben seni bulmazsam.”
Ondan biraz uzaklaştıktan sonra Doktor:
“Buradalar da saklanabileceğimiz bir yer var mı? Ayrıca bana biraz asker lazım ama Çırağan Sarayında ki askerler olmaz. Başka yerden on güçlü asker lazım.”
Mustafa Kemal :
“İleride karakol var. Orada durabiliriz. Oraya doğru giderken açıklamanız gereken bir şey var mı?” diye sordu.
Doktor:
“Çok dikkatli olmalıyız. Syndra her an yanımızda bitebilir.”
Mustafa kemal:
“Peki nasıl yeneceğiz onu? Bir planınız var mı?”
Doktor gülümsedi ve:
“Ayna çok fazla ayna ve ip. Bu kadar basit.”
Karakola girdiklerinde herkes esas duruşa geçti. Mustafa Kemal: Karakol amiri ile görüşmem gerek. Karakol amiri Yusuf Bey, kalıplı iri yarı bir adamdı. Koşarak geldi ve söze başladı:
“Buyurun Paşam, nasıl yardım edebilirim?” dedi.
Doktor: “Kimsenin olmayacağı bir yere geçmemiz gerek.”
Mustafa Kemal ”dediğini yap” tarzı bir baş hareketi yaptı. Yusuf Bey de eliyle gidecekleri yolu tarif etti ve sorgulama odası gibi bir yere girdiler. Mustafa Kemal:
“Bana senin gibi güçlü ve cesur on adam lazım. Gizli bir görev için. Ülkenize bir kez daha yardımınız dokunacak.”
Yusuf Bey anlaşıldı der gibi kafasını salladı. Tam çıkacakken Doktor:
“Ayna lazım bize çok fazla hem de. Küçük büyük fark etmez. Çok acil olmalı ama vaktimiz daralıyor.”
Mustafa Kemal:
“Ne isterse getir. Bir de sağlam halat getir birini bağlamamız gerekebilir. Ayrıca karakolda senin seçtiğin on adam dışında kimse kalmasın herkesi gönder.”
Yusuf Bey yüzündeki şaşkınlık ifadesini silerek selam verdi ve odadan çıktı. Doktor:
“Gerçekten zekice. Karakol boşaltılacak böylelikle kimseyi incitemeyecek. Gerçekten mükemmel.”
Mustafa Kemal alçak gönüllülükle teşekkür etti ve:
“Tam olarak nasıl yeneceğiz?” dedi.
Doktor:
“Bu odanın tamamını aynalarla donatacağız ve bir saniye buranın ekstra lambası var mı?”
Mustafa Kemal:
“Evet yukarıda yüksek güçlü bir ışık var. Sökmemiz mi gerek?”
Doktor:
“Hayır, hayır. Ah siz Türkleri seviyorum. Aslında sizlerle daha çok takılmalıyım. Her zaman gerekli eşyaları bulunduruyorsunuz. Işık ve ayna bizim en güçlü silahımız. Karşımızda ki düşman ışık ile vücut değiştiriyor. Ama fazla ışık aldığında ise şey… Fizikli mizikli ışığın fazla olma sonucu tıkanma mıkanma şeyleri…
Mustafa Kemal:
“Tavşanın gözüne ışık tutunca tavşanın donup kalması gibi mi yani?
Doktor:
“Aynen öyle.”
Mustafa Kemal:
“Peki aynalar?”
Doktor ellerini çırpıp yerinden fırladı ve anlatmaya başladı:
“Ah aynalar… Size Kylexlerin egoist olduğundan bahsetmiş miydim? Egoları yüzünden kendi ırkları hariç hiçbir formu beğenmezler. O yüzden aynalardan kaçarlar. Uzun süre girdikleri vücuda bakarlarsa dayanamaz kendi vücutlarına dönerler. Bizde bunu yapacağız gerçek vücudunu buraya getirene kadar işkence edeceğiz.”
Mustafa Kemal:
“Kendi vücuduna da girince ne olacak peki?”
Doktor:
“Bayıltacağız ve gözlerini bağlayacağım. Sonra TARDIS’e koyup uzaklara götüreceğim.”
Mustafa Kemal:
“TARDIS?”
Doktor:
“Ah gerçekten görmenizi isterim. Gerçekten çok güzeldir. Zaman ve uzayda istediğim yere gidebilirim.”
Mustafa Kemal:
“Gelecekte bu yaptıklarımıza değecek mi peki Doktor? Türkiye’ye ne olacak?
Doktor:
“Üzgünüm fakat bunu size diyemem. Üzgünüm.”
Bu arada Yusuf Bey içeri girdi. Yanında on asker vardı. Bir tanesi elinde kutu tutarken diğerlerinin elinde aynalar vardı. Yusuf Bey:
“Karakol boşaltıldı. Bunlarda istediğiniz aynalar ve halat efendim.”
Mustafa Kemal teşekkür etti ve:
“Herkes elinde bir ayna ile saklansın işaret verince ortaya çıkacaksınız. Karşımızda ki düşman daha öncekilerin hiç birine benzemiyor. Sakın gözlerine bakmayın, karşımızda bir kadın olacak. Sakın aldanmayın güzelliğine ya da kadın olduğuna. Fakat benim size güvenim tam. Her türlü düşmanı def etmeyi başardık. Bunu da yapabiliriz. Hadi aslanlarım size güvenim tam, gazamız mübarek olsun!”
Doktor bu tarz konuşmaları sevdiğini içten içe kendine itiraf etti. Ardından Mustafa Kemal’e döndü ve:
“Hemen hazırlanmalıyız. Bizi bulmak üzeredir.”
Doktor ve Mustafa Kemal son talimatları ve düzenlemeleri bitirdiği sırada Syndra karakoldan içeri girdi ve:
“Sizi hissedebiliyorum. Neredesiniz? Uhuu, söz bir şey yapmayacağım. Hadi çıkın ortaya…”
Doktor koşarak Syndra nın karşısına çıktı ve:
“Hadi kovalamaca oynayalım. Ebe sensin.” Dedikten sonra koşmaya başladı. Syndra ise arkasında istifini bozmadan bir diva misali takip etmeye başladı. Aşağı indi ve odanın ortasına geldi. Sadece bir tane sandalye vardı.
Syndra:
“Hadi bu iş sıkmaya başladı. Çıkın da öldüreyim sizi.” Der demez odanın ışığı birden yandı. Syndra gözü kamaşmış bir şekilde ışığa bakarken etrafı birden aynalarla doldu ve ne olduğunu anlamadan kendini sandalyeye bağlı olarak buldu ve bağırarak:
“Ne yaptığınızı sanıyorsunuz, bırakın beni! Hepinizi öldüreceğim sizi lanet olası gelişmemiş sürüngenler!”
Doktor ve Mustafa Kemal Syndra’ya doğru yaklaştı ve Doktor konuşmaya başladı:
“Donna çok ayıp bu sözler sana hiç yakışıyor mu?” diyip gülmeye başladı. Ardından devam etti:
“Seni uyarmıştım Syndra. İlk başta sözümü dinleyecektin. Şimdi güzel arkadaşım Donna’nın tadını çıkar. Arkadaşlar başka yere bakacak açı bırakmayın yaklaşın ona.”
Syndra çığlıklar atıyor ve ağlıyordu.
“Durdurun bu işkenceyi yalvarırım nolur, yeter yeter!”
Doktor: ”Tek bir şartla Donna’nın vücudunu terk edip kendi vücuduna döneceksin.”
Syndra: “Kabul. Yeter ki bitsin kabul.”
Doktor: “Hemen getir vücudunu çocuklar sizde gözlerinizi kapatın, risk almayalım.”
Birkaç saniye sonra odanın diğer köşesinde Syndra’nın kendi vücudu belirdi.
Doktor:
“Işığı çok az kısın” diye bağırdı.
Işık kısılır kısılmaz Syndra kendi vücudunda belirdi ve:
“Ah siz geri zekalılar. Gerçekten öylece gideceğimi mi sandınız” derken birden yere düşüp bayıldı. Syndra’nın arkasından Mustafa Kemal elinde tuttuğu silahın kabzasıyla onu bayıltmıştı ve:
“Beni öldürmekte kolay değil hanımefendi. Daha yapacak işlerim var.”
Doktor ve askerler Donna’nın üstündeki halatı çözmeye çalışırken Donna kendine geldi ve:
“Ouuvv o elleriniz neden benim üstümde? Marslı çocuk burada neler oluyor?!” diye bağırmaya başladı.
Doktor askerler ipi çözerken Donna’ya her şeyi anlattı. Bu sırada askerler Syndra’yı bağlamaya geçmişlerdi. Doktor ve Donna Mustafa Kemal’e doğru yürümeye başladı. Onlardan önce Mustafa Kemal:
“Sizi bu akşam yemekte misafir etmek isterim.”
Doktor ve Donna günün yorgunluğundan dolayı düşünmeden kabul etti ve Doktor:
“Aracımı getirebilir miyim?” diye sordu.
Mustafa Kemal:
“TARDIS’ten mi bahsediyorsunuz? Ah lütfen Doktor Bey gerçekten çok görmek isterim dedi.
Doktor bunun üzerine:
“Küçük bir gezintiye çıkmak ister misiniz? Syndra’yı Gölge Bildirgesine teslim etmem gerek. Katılır mısınız?”
Mustafa Kemal:
“Büyük zevkle Doktor Bey, büyük zevkle.”
Doktor, Donna ve Mustafa Kemal yanlarında Syndra ile TARDIS’e bindiler. Biner binmez Mustafa Kemal:
“Aman Allahım. Bu da ne? İçi dışından daha büyük inanılmaz gerçekten inanılmaz. Teknoloji bu kadar gelişecek mi?”
Doktor:
“Üzgünüm ama bu dünya teknolojisi değil. Zaman Lordlarının mühendisliği.”
Mustafa Kemal:
“Siz Zaman Lordları ile tanışmayı gerçekten çok isterim. Hepsi senin gibilerse çok iyi bir topluluk olmalısınız.”
Doktorun birden içi buruk bir şekilde kolu aşağı indirdi ve cevap verdi:
“Benden başka Zaman Lordu yok. Hepsi öldü. Büyük bir savaş oldu ve” derken Mustafa Kemal cümlesini yarıda kesti:
“Tamam anlatmana gerek yok Doktor Bey.”
Doktor yüzü ekşimiş bir şekilde:
“Sadece Doktor de bana. Bu bey lafı biraz sıkmaya başladı. Ah işte geldik Gölge Bildirgesi. Evrenin karakolu bana birkaç dakika verin hemen geliyorum” dedi ve Syndra ile TARDIS’ten çıktı.
O çıktıktan sonra Mustafa Kemal Donna’ya döndü ve:
“Hep böyle duygu değişimi yaşıyor mu?”
Donna:
“Son zamanlarda Marslı çocuğun başından çok olay geçti ve kendini toparlamakta biraz zorlanıyor.”
Mustafa Kemal:
“Peki nasıl bir şey? Tüm zaman ve uzay. O kadar şey görmek. Yeni bilgiler edinmek, yeni yerler görmek. İnanılmaz bir deneyim olmalı.”
Donna:
“Marslı çocuk bazen çekilmez olabiliyor ama gerçekten güzel.”
Bu lafın üzerine ikisi birden gülmeye başladı. Bu sırada Doktor TARDIS’ten içeri girdi ve:
“İki dakika yalnız bırakıyorum ve Mustafa Kemal ile gülüşmeye başlıyorsun. Neyse Mustafa Kemal’e ufak bir gezinti sözü verdim. Allons-y!”
Doktor Satürn’e bakan bir yerde durdu. TARDIS’in önünde gezegenler duruyordu. Mustafa Kemal:
“Ah, Doktor gerçekten müteşekkir oldum. Bana bunları gösterdiniz ve hayatlar kurtardınız. Türkiye devletinin kapıları size sonsuza kadar açıktır” dedi.
Ardından tekrar söze başladı:
“Doktor Türkler gelecekte ne yapıyor? Uygar toplum seviyesine yükseliyor muyuz ya da onları geçiyor muyuz?”
Doktor yıldızları göstererek:
“Siz Türkler şu çok uzaklarda ki yıldızlara kadar ilerlediler. Evrenin dört bir yanına ulaştınız. Gittiğiniz her yerde kendi benliğinizi korudunuz. Ayrıca gördüğüm en pratik zekalı ve inatçı toplumsunuz. Neyse bu kadar muhabbet yeter ben acıktım” diyerek içeri koştu ve:
“Donna kapıyı kapat cereyan yapıyor.”
Donna: “Cereyan mı?”
Doktor: “Türklerle biraz gezince böyle oluyor işte. Sen sadece kapat şu kapıyı.”
Donna kahkahalar içinde kapıyı kapattı. TARDIS biraz sonra Çırağan Sarayında cisimleşti. Tüm gece Türk yemekleri ve Türk kültürü ile kafalarını dağıttılar. Doktor ve Donna tam gidecekken Mustafa Kemal:
“Doktor teşekkürler, her şey için.”
Doktor gülümseyerek kafasıyla selam verdi. Ardından TARDIS başka bir maceraya yelken açmak üzere cisimleşti.
Yazan:Samed Aras