Kayıt Ol
Eyl 6, 2018
625 Views
1 1

Düşünce Çukuru Bölüm:1

Written by
Avatar

Latest posts by Caner Durmaz (see all)

Bölüm -1-

Sessizliğin avaz avaz kendini belli ettiği bir geceydi. Adam kalktı oturduğu sandalyeden, kapının arkasında asılı duran siyah poşetten çıkardı toplu aldığı ucuz tütününü. Hep öyle yapardı zaten, toplu alınca ucuz hem de ve daha bi tatsız olurdu. Yaktı ucuz tütününü derin bir nefes aldı sigarasından, nefes diyorum çünkü oksijen solumaktan daha çok tütün soluyordu son zamanlarda.. Hayallerini umutlarını yinelerdi her gece ve her defasında yarın mutlu olacağına inandırırdı kendini. Oysa kuytusuna biriktirirdi yine tüm deneyişlerini…

Başlangıcı düşünüyordu sigarasını ciğerlerine çekerken. Her defasında hevesle sarıldığı yeni şeylerin nasıl başladığını ve ne denli bu kadar hızlı yok olduğunu. Sonra “Yokluk” dedi, bir şeyin olmaması, eksiklik, ulaşılamayan şey..  diye de devam etti cümlelerine. Sonra o eski cam küllüğünde yanan sigarasına baktı. Duygu karmaşasındaydı, kafasında yokluğu tartıyor hayatındaki tüm yoklukları düşünüyor ve o yoklukların elinde var olduğu zamanları anımsıyordu. Varlığında hiçbir değere sahip olmayan şeyler neden olmadığında bu denli kafasını kurcalıyordu?

Mutfağının bir köşesinde küçücük mavi renkte eski bir radyosu vardı. Kalktı oturduğu boyasız, cilasız tahta sandalyesinden açtı radyosunu. Hissedebiliyordu bilinçaltında bir şeylerin yanlış gittiğini ve hatta yavaş yavaş delirdiğini. Sesi sonuna kadar açtı adam hüzünlü bir parçaya denk gelmişti, dinlemek için değil de beyninden geçen her fikri, dilinden dökülen her cümleyi bastırmak uzaklaşmak istiyordu kendinden. Bir ara kulağı radyoda çalan şarkının bir sözüne ilişti “Olmuyor ne yapsam olmuyor bu kaçıncı ayrılık akşamı” diyordu naif bir sesle sanatçı. Bu söz tam da onu anlatıyordu hatta o an  umutsuzluğundan, düşüncelerinden kaçmak isterken böyle bir söze denk gelmesinin ne kadar da trajikomik bir durum olduğunu fark etti. Acı bir gülümseme belirdi yüzünde, kendine acırcasına kendiyle dalga geçercesine savurdu gülümsemesini. Çaresizliğini hatırlatan o şarkı sözcükleri.. Adamın hayatta ki şansı da böyleydi işte, bir şeylerin varlığı en olmadık zamanda en unutulmak istenen zamanda böyle karşısına çıkıyor yakasından düşmüyordu…

Uyandı adam. Bedeni hala bıraktığı gibi mutfaktaki masasındaydı. Kafasını kaldırdığında güneşin camdan süzüldüğünü ve bugün de sıcak bir gün olacağını düşündü. Gözlerini açmakta zorluk çekti bir süre.. Saat sekiz yirmi üçü gösteriyordu, çalışmakta olduğu o sıradan sevmediği işine bir an önce gitmeliydi. Yarı uyku haliyle kalktı sabahladığı o eski sandalyesinden ve alelacele giydi üniformasını attı kendini sokağa. Şimdi o her gün hayretle ve küçümseyerek baktığı insanlar gibi koşuşturmaya başladı. Hep sorgulardı insanları. İnsanların şu hayattaki çoğu çabalarını da saçma bulurdu. Bir yandan hızlı hızlı yürüyor bir yandan da gömleğini pantolonunun içine almaya çalışıyordu. Nihayet o sıkıcı işine varmıştı adam, yine kapıda her gün olduğu gibi güvenlik görevlileri bekliyor ve keskin gözlerle etrafa bakıyordu. Sessizce girdi içeri ve masasına doğru yöneldi saat sekiz elli altıyı gösteriyordu.

Bugünde herkes mutluluk yalanlarını etrafa saçıyor ve her şeyden memnun olduklarını gösteren yapmacık neşesini adamın gözüne sokarcasına tekrarlıyordu. İnsanların hiçbir şeyi umursamadığından mı yoksa bir şeyleri umursadıkları için mi bu kadar mutlu gözüktüklerini anlamaya çalışıyordu. Eğer umursamıyorlar ve umursamadıkları için bu kadar mutlu olabiliyorlarsa bunu nasıl yapıyorlardı? Veya tam tersi her şeyi umursayıp kabullendikleri için mi mutlu olmayı başarıyorlardı?  İkisi de saçma geliyordu adama. Aslında bu fikrini hayata da geçirmişti geçmiş bir zamanda. Hiçbir şeyi kafaya takmamayı denemiş ama o zaman da derin bir boşluğun içine düşmüştü. İlk deneyişi şöyle başladı: Kimseyi umursamıyor, dikkate almıyor ve sadece gündelik işlerini yaparak gereğinden fazla düşünmeden mutlu olacağını düşünüyordu. Ne yazık ki bu plan onu mutlu edememişti. Çünkü bunu düşünürken, hayal ederken bile kendini yoruyor, kısıtlıyor, aslında kendi olmaktan uzaklaşıyordu ve bu durumdan da mutlu olamıyordu. Birinci başarısızlığından sonra diğer planını devreye sokmuştu. Her şeyi umursamaya başlamış ve en ince ayrıntısına kadar hayatına etki eden tüm olgulara değer yüklemeye başlamıştı. Bu plan da onu her şeyi düşünmekten, her anını beynini yorarak geçirmekten alı koyamamış ve başka bir işe de yaramamıştı. Hem Dünya’da var olmasının bir sebebini arıyor hem de her ne kadar bu sebebi bulamasa da mutlu olma içgüdüsüyle hayatına yön vermeye çalışıyordu. Bu doğrultuda hayatı da böyle büyük bir ikilemin içerisinde kalmıştı. Çalışmak, sigara içmek ve uyuyakalmak gibi saçma sapan bir üçgende dönüp durmuştu.

Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.