Siktir. İstanbul daki şarap, ot, hatun üçgenini bozmama sebep olan şey bu mu dedim içimden. Bulunduğum yerin boktanlığıyla sarhoş olmaya çalışıyordum. Hem dumanlı hem meyli geçiriyordum zamanı. Parti ortamı güzeldi ama beklediğim gibi bir amerikan partisi değildi açıkçası. Zaman zaman gelen hatunlar dokunup kaçıyordu. Zenciler birbirlerine kucak dansı yapmaktan vazgeçeli çok olmuş yataksız sevişme moduna geçmişlerdi. Bense elime geçen içkiyi içip telefonda ‘Hot or Not’ kovalıyordum.
Roxana diye bi hatun vardı. Bir kaç kez öpüşmüştük. El ele bile çıkıyorduk işten bazen. Hoş kızdı, tam bir rumen güzeli. İnanılmaz ilgi çekerdi. Angelina dudaklı, ince yapılı, elma götlü bi kızdı. Onun yanına gittim. Öpüştük yine. Dans etti o, ben ise kolumu bacağımı anlamsızca tepebiliyordum ancak. Çişi olduğunu söyledi. “Gel yaptırayım.” dedim. Ormana götürdüm onu. Çömeldi işedi. Yanına çömeldim. Kadınlığına dokundum işemesi bitince. Derin bir iç çekti. Beni şehvetle öptü. Sonra bana seksi sevmediğini söyledi.
Partiden sonra çalıştığımız otele kadar yürüdük küçük bir Wisconsin tatil kasabası olan Dells’in sokaklarında. 3 mil yürüdük el ele. Odama girdik. Çırılçıplak uyuduk.
Ertesi gün işten sonra Wet klübe gittim. Roxana yı gördüm. Otelin yemek departmanından rumen bir çocukla dans ediyordu.Yanına gittim. “Birşeyler içelim mi güzelim?” dedim. “Ben onunlayım.” dedi çatpat ingilizcesiyle, karşısındaki sıradanlığı göstererek. “Seversin.” dedim ve gittim. Ve bir daha onu hiç öpmedim.