
Sancılı bir güz akşamıydı. Kız bağırmıştı öncesinde, haykırmıştı. Şimdi ise yürüyordu bomboş arazide. Nereye gittiğini bilmeden, neden gittiğini bilmeden yürüyordu. Gözleri yaşlıydı hala. Ağladığından ıslaktı yanakları. Yanıyordu bir yerler, yanıyordu bir şeyler. Kaldırdı kafasını gökyüzüne baktı.” Neden? “dedi. “Neden anlamıyorlar beni. Oysa onlardan bir parçayım ben. Ama ısrar ediyorlar kalbimi kırmakta. En kötüsü de” dedi sonra. “En kötüsü de hiçbir şey yapamamak. Sadece bağırmak geldi elimden. Başka bir şey yapamadım.
Yanlıştı bağırmak biliyordum. Ama haykırmak istiyordum. Suçluyum şimdi ben de onlar kadar. Biliyorum. Koşabilsem koşardım dünyanın sonuna kadar. Ama dünyanın sonu yok. Biliyorum. Engel mi diyeceksin koşmama. Evet. Engel değil. Ama koşamıyorum. Her şeyin bir sebebi var biliyorum. Ama bunun sebebini bulamıyorum. Kalbin nasıl dersen eğer, atıyor mu hissetmiyorum. Ah. Bir bilsen içimdeki yalnızlığımı. Ağlamak isterdin sen de. Ama bilmiyorsun. Ah. Bir duysaydın kırgınlıklarımı. Dünyaya küfrederdin belki de. Bilemiyorum. Ben şu an sadece nefes alıyorum. Yaşıyor muyum? Bilmiyorum. Sadece nefes almakla yaşar mı insan?diye sorsam sen de bilmiyorum diyeceksin biliyorum. Oysaki dünya,hayat çok basitti. Neden beceremiyoruz şaşıyorum. Kavga etmek zor olanı desem sen de şaşırırsın biliyorum. O zaman nasıl bu kadar basit kavgalar olur dersin. Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.
Peki ya en büyük günahım bağırmaksa benim. Ben de onlardan biri oldum. Korkuyorum. Bir daha bağırmaktan korkuyorum…”
Kız sustu. Yere düştü. Bulutlar ağladı sonra. Bir yaprak geçti üzerinden. Bir damla gözyaşı. Bir damla yağmur. Birbirine karıştılar. Beraberce ağladılar.