Kayıt Ol
Tem 12, 2019
233 Views
0 1

GAFLET Mİ DELALET Mİ?

Written by

Uzun zamandan beri siyasi değerlendirme, analiz yazmıyorum. Siyasi aktörlerin kem söz ve dili, siyaset yazmaktan, dinlemekten tiksindirdi, uzaklaştırdı.
Mecbur kalmadıkça haber izlemiyor, ayrıştırıcı dil kullanan, siyasetin seviyesini düşüren sözüm ona siyasetçilere zaman ayırmayı kaybedilmiş yitik zaman diye değerlendiriyorum.
Gel velâkin son günlerde konuşulan dil, kullanılan üslup ve de Türk milletine yakıştırılan çağ dışı unvanı işitince; düşüncemizi kaleme almak, tarihe küçük bir not düşme adına; kaçınılmaz oldu.
Biliyorum bu konu da birçok yazarçizer fikirlerini yazdı, çizdi; kimi kullanılan dilin yanında dururken kimileri karşı safta yer tuttu.
Hepimiz biliyoruz ki, bugün iktidarda at koşturanların cümlesi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Türk milleti tanımlaması ve anayasal haklarından yararlanarak bulundukları koltuklara tutundular.
Anayasanın Millet tanımlaması ve verdiği hakları kullanarak, yıkmak istedikleri cumhuriyetin koltuklarına 404’le yapıştılar.
Ümmetlik devam etse, saltanat sürse, rüyalarında bile bulundukları yeri göremeyeceklerini onlarda çok çok iyi biliyorlar.
Neden söz ettiğimi sizde çoktan fark ettiniz. Bizim sık kullandığımız “imamın fikri ne ise, zikri de odur.” Diyen atasözümüz var.
İktidar Partisi Genel Başkanının yeni parti kurma hazırlığı içinde olan, yol arkadaşına “ Ümmeti parçalamaya hakkınız yok” ifadesiyle seslenmesi; gaflet ve delalet değilse; bilinçaltında sakladığı Atasözü- nündeki fikir ve zikir tanımıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, daha cumhuriyeti kurmadan, 19 Mayıs 1919 yılında Samsun’a çıktığı günden itibaren Aziz Türk Milleti ifadesini kullanmış ve millete öyle seslenmiştir.
Saltanat yıkılmadan, halifelik kaldırılmadan, Anadolu’da yaşayan halk aziz Türk Milleti unvanıyla onurlandırılmış, taltif edilmişken, yaklaşık 1 asır sonra yeniden ümmetliğe indirgenmesi kabul edilebilinir mi?
Anayasa Madde -2’de Türkiye Cumhuriyeti Devletini Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti diye tanımlıyor.
Ve bu anaysa hala yürürlükte.
Demek oluyor ki, Türk milleti birilerinin dediği gibi ümmet değil, Anayasal haklara sahip, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye cumhuriyeti vatandaşı. Ve bu Anayasal hak Türk milleti için çok değerli; vazgeçilmez bir unvan!
Devleti yönetmekte acze düşenler, milletin kendilerine bahşettiği, iktidar gücünü kötüye kullananlar; Aziz milletin değerleriyle gündem değiştirmeye devam ediyorlar.
Yine son günlerin sosyal medyasında, ön plana çıkan, siyasi figüranın bir sözü tartışılıyor. Devletin resmi kurumlarının levhalarına TC yazmak/asmak bölücülükmüş.
Lafı çok uzatmayacağım. T:C Anayasasının Değişmez ve Değişmesi teklif dahi edilemez maddelerini bilgilerinize sunacağım.
Buyurun birlikte bir göz atalım.
Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
– Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
– Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
– Madde 4: Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Ve TC Anayasanın bu maddeleri yürürlükteyken, (Aslında arkadaşlarımızın yaptığı bölücülüğü ve tahriki artırmak! Yıllardır dikkat edin T.C. ibaresini rumuzlarının başında kullandılar birileri. Bu resmen bölücülük alameti. ) demek Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki tanımlamayla ya gaflettir ya da dalâlet! Değerli okurlar isterlerse hıyaneti de ekleyebilirler.
Son söz, T.C Türk milleti için Vatana eş değer, bayrak gibi vazgeçilmez bir kutsaldır..

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Felsefe

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.