Geçmişin uçurumunda gelecekten salıncak kurmuş varlıklarız. Ve devamlı sallanıyoruz. Başka bir yer yok muydu da oraya kurmak zorunda kaldık? Geçmiş ve geleceğin derbisinde top gibiyiz. Bir ona bir buna. Geçmişin ayağına gittiğimizde geriye dönerek hazırlık paslarına maruz kalırken geleceğin ayağına gittiğimizde dar alanda kısa paslaşmalarla sonuca varmaya çalışıyoruz. Genelde geleceğin atağında geçmişin savunmasındayız. Bu derbinin hakemi de unutmaktır. Her nedense geçmişin sahasında çok sık düdük çalmıyor geleceğin sahasında cezasahasına yakın tehlikeli yerlerde gereksiz yere düdük çalıyor. Ve düdük çaldığı anda topun başına geçmişin en iyi oyuncuları toplanıyor. Acı,hatıra,dert,kader… topun başına en tehlikeli oyuncu olan acı geçiyor. Geçmişin en skorer oyuncusudur. Bir Maradona gibi çalımlarla fileyi havalandırabilir. Yeter ki ayağına top gelsin. Geleceğin kalecisi olan zaman ise aham şaham bir kaleci değildir. Tamam bir Kova Yaşar kadar olmasa da yine de fazlasıyla gol yer. Çünkü tüm yükler ona bırakılmıştır. O bu yükleri taşıyabilmek için çok çabalar. Bu yüzden yorgun bir hali vardır. Bir kaleci ne kadar tehlikeli ataklar yerse o kadar yük biner ve yorulur. Mecali kalmadığı anda da golü yer. İşte hergün bu maç devam eder. Siz ister izleyin ister izlemeyin. Tanrı ve Şeytan bahsi yaptılar sonucu bekliyorlar. Bakalım geçmişin vurduklarını zaman kurtarabilecek mi? Kim kazanırsa kazansın sonuç olarak en çok yorulan top olacak.