İnsan kapsamlı ve önemli bir konudur. Geleceğe yön vermek isteyen insan öncelikle kendi varlığının özüne ulaşmalı, diğer bir deyişle varlıksal manalarını öğrenmelidir. İnsanın var olma aşamasında öncelikle dinimizin öğretileri neticesinde Allah, meleklere seslenerek yeryüzünde bir halife yaratmak istediğini dile getirmiştir. Burada Allah meleklerine insanı kendi halifesi olarak tanıtıyor. Bu, islam dinin de insanın ne kadar değerli bir varlık olduğunu bizlere alenen göstermektedir. Yine meleklerin insana secde etmesi, insanın üstün bir varlık olduğunun bir delilidir. Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere insan, üstün özelliklerle donatılmış ve yeryüzünde gözümüzle gördüğümüz ve göremediğimiz, bir kısım meselelerini bilimin açığa kavuşturduğu ve kavuşturamadığı bu muazzam evrenin yaratıcısının bir temsilcisidir. Bir çok islam düşünürü insanı tanımlarken şöyle der; insan yeryüzünde Allah’a benzeyen onun gibi hareket edebilen fakat onun aynısı olmayan bir varlıktır. Kişi bu tanımlama üzerine düşünecek olursa eğer kendisinin neler yapabileceğinin farkına varır. Her şey farkındalıkla başladığına göre insan kendisini tanıyarak geleceğe ilk hazırlığını böylece gerçekleştirmiş olur. Bu bir binanın temeline benzer. Kişi bu hareketi ile kendi insani temelini atmış olur. Geriye kalan mesele artık bu temeli atılan yapıya bir iskelet kazandırmak ve bu iskeleti üstün özelliklerle donatmaktır. İnsan bu yapıyı nasıl donatır? Bir çok donatı elemanı vardır. Bunların bazılarını burada sırasıyla şöyle dile getirebiliriz:
Farkındalıktan sonra inanç meselesi üzerine durmakta büyük fayda var. Geleceğe yön vermek isteyen insan evvelinde inançlı olmalıdır. İnanç iki temel anlamda literatürümüze girmiştir. İlki; bir şeye içten gönülden bağlı bulunma, ikicisi; tanrıya, dine inanmaktır. Kişi bunların evvelinde öncelikle kendisine inanmalıdır. Ardından gelecekte hayatını şekillendirecek olan ideallerine içten ve gönülden bağlı bulunmalı ve bu inancını tanrıya olan inançla pekiştirmelidir. Neticede insan inandığı doğrultuda başarılı olabilir. İnançsız bir insan yoluna çıkan ilk engelde tökezlerken, inançlarına sıkı sıkaya bağlı bir insan engelsiz bir yolda yürümenin kendisine bir başarı sağlamayacağını çok iyi bilir. Karşısına çıkan zorlukları, başarıya karşı bir engel olarak görmekten ziyade zafer için atılması gereken etkili birer adım olarak bilir ve buna göre hamlelerde bulunmak ister. Bu bilinçle hareket eden kimseler için çaresizlik tanımı duyumlarla yapılabilen bir kelimeden öteye geçemez. Bundandır ki başaranların hikayelerinde inancın etkisi büyüktür. İnançta özgür olduğumuzu bilmenin yanı sıra bir sorumluluk taşıdığımızıda bilmemiz gerekir. Bir yolda isek ve bu yol sadece kendi çıkarlarımıza hizmet ediyorsa yaşadığımız doyum başka bir ihtiyacımız ortaya çıkana kadar olabilir. Ancak başkalarını da düşünebildiğimizde, insanlar için çaba sarf etmekten geri durmadığımızda tatmin olmuş oluruz. Anlaşılacağı üzere geleceğe giden yolda kendi sorumluluğumuzun yanı sıra toplum sorumluluğunu da omuzlarımıza almış oluruz. Amaca giden yolda inancını yitiren bir insan kazanmaktan vazgeçmiş ve yolunu kaybetmiştir. Kendisi ‘inanan’ diye nitelendirilenlerden biri olamaz çünkü inanan biri vazgeçiş sokaklarını tanımaz. Biz bir şeye ne kadar inanırsak onun gerçekleşmesi de o kadar muhtemeldir. Sadece inançla geleceğe yön verilebilir mi ? Elbette ki inanç tek başına bunun için yeterli bir kavram değildir. İnancın yanında bazı meselelerinde vuku bulması gerekir. Bunlardan biri de cesarettir. İnsan cesareti ölçüsünde bazı icraatleri sonuçlandırabilir ve yine cesaret bir işin başlangıcı için olmazsa olmazlardandır. Cesareti olmayan insan yolun sonunu getirmekte ve yol boyunca terddütsüz yürümekte zorluklar çeker. Yine bilinmelidir ki hayat şartları çetin geçmektedir. Hayatın zorluğu karşısında geleceğini hazırlayacak olan insanın temelde kendi zorluklarını aşması gerekir. Böyle olmaması durumunda yolun başında ilk yenilgiyi hayat dediğimiz boyuttan alır. İnsanın işin başında iken hazırlıksız karşılaştığı bir zorluk karşısında savrulması büyük meziyetler doğurur. Bu yüzden geleceğe yön vermek istiyorsak eğer hazırlığımızı bu temel prensiplerle oluşturmamız gerekir. Bir diğer mesele de adanmışlıktır. Kişi temel prensiplerine diğer bir ifadeyle amaçlarına kendisini ne kadar adarsa gerçekleştirmeyi arzu ettiği şeye o derecede yakınlaşır. Planlı ve disiplinli bir çalışmayla da bunu desteklediği vakit etkisini daha çabuk görür. Bu sebepledir ki geleceğe giden yolda ipi elimizden asla bırakmamalı ve mücadele azmimizi hiç bir zaman yitirmemeliyiz. Bunun bizlere büyük bir getirisi olacağını bilmeliyiz. Kendini geleceğe hazırlayan ve geleceği elinde bulundurmak isteyen insan aynı zamanda bilgi tekamülünde kendisine geniş bir payda ayırmalıdır. Zira ilimin ve bilimin olmadığı bir mecmuada gelecekten söz etmek pek mümkün değildir. Öğrenilen bilimin doğruluğu husunda çeşitli çalışmalar yapılmalıdır. Hakikatin bilinmediği bir yerde cehaletin ilim sayılacağı unutulmamalıdır. Geleceği elinde bulunduranların cehaletten nasipleniyor olmaları büyük bir tramvadır. Bu sebeple geleceğimiz varlığımızın temeline dayanmalıdır. Bilgi = Anlam = Varlık. Varlığımız kadar biliriz. Hayatımıza ne kadar anlam yüklersek o kadar varızdır.
Özet olarak toplamak gerekirse insan herşeyi tekelinde bulunduran, bazı yasalar ve devlet düzenince geniş ve kapsamlı konularda her ne kadar sınırlandırılmış olsa da kendi küçük dünyasında tam bir yetki sahibidir. Geleceğini belirleyecek olan kendisinden başkası değildir. Hayat şartlarının bazı etkileri söz konusu olsa da asıl olan insanın bu etkilere karşı verdiği tepkidir. Zira gelecek bu tepkilerden peyda olur. Kendisini tanıyan bir insan geleceğine yön vermekte çeşitli yollar izleyerek netice itibariyle istediğini elde ederken varlıksal manalarından uzaklaşmış bir insan kendi geçmişinde bocalanıp durur. Geleceğini tasarlayan insan idealist bir yapıya sahip olmakla birlikte yukarıda bahsi geçen meseleleri de kendinde toparlamasını başarmış bir insandır. Geleceğe yön vermek istiyorsanız benliğinize yön vererek başlayabilirsiniz.