Kayıt Ol
Nis 13, 2019
192 Views
0 0

GERÇEK GİBİ BİR RÜYA

Written by

Cumartesi akşamı beklediklerinden de keyifli geçmişti. Doruk ve meslektaşları ilk defa yudumladıkları yıllanmış şarabın damaklarında bıraktığı tat ve beyinlerinde bıraktığı sarhoşluğun etkisiyle rüya âleminde bir gece geçirdiler.
Doruk, rüyasında gece boyunca, kanatları olmadan; Kaleköy, Tepe köy, Derköy, Zeytinli köy üzerinde uçtu.
Koyları dolaştı tek tek!
Kış günü plajları gezdi. Yıldız koyunda deniz canlılarını izledi. Bazen yere inip ıslak kumların üzerinde yalınayak yürüdü. Pırıl pırıl denizde buz gibi suda tek başına yüzdü.
Yıldız koya giderken, başlarında çoban olmadan, etrafta özgürce dolaşan keçi ve koyunları kuş bakışı izledi.
Rüyada bile olsa uçmak, hem de kanatsız, planörsüz uçmak ne güzel?
Doruk kaptırmıştı kendini uçmaya, kanat çırpmadan; beyin gücünü kullanarak, güdümlü mermi gibi ilerliyordu havada.
Kefaloz’a geldiğinde yüzüne çarpan buz gibi rüzgârla gözlerin açtı! Şaşırmıştı Duruk!
Gördüğü rüya o kadar gerçekçiydi ki, kendini sımsıcak yatağın içinde görünce inanamadı.
Kolundaki saate baktı saat öğleye yaklaşmıştı. Oda arkadaşları da hala derin uykudaydılar.
Gözlerini geri kapattı, bir süre daha sesiz sedası kendini dinledi.
Ne rüya görmüştü ama? Ada’nın hiç görmediği yerlerini uçarak gezmişti. Deniz canlılarını akvaryumda izler gibi yakından izlemiş, başıboş çobansız otlayan keçi ve koyunları seyretmişti.
Kendi kendine düşündü?
Bu rüya nasıl yorumlanmalı?
Hayırdır inşallah dedi ve gözlerini açtı.
Bu gün pazardı.
Kimseyi rahatsız etmeden sessizce kalktı. Parmaklarının ucuna basarak üzerini giyindi, çıktı.
Lavaboya gitti, alüminyum deponun musluğunu açtı yüzünü yıkayacak su yoktu. Kovaları eline aldı yürüdü çeşmeye…
…/…

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Anı

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.