BÖLÜM 2
Noe gözlerini güçlükle açtı ve batmak üzere olan güneşin, çöl kumları ısısı eşliğinde dalgalandığını gördü. Yattığı yerden doğrulmaya çalıştı, ancak yediği yumruğun acısını hissedip sol yanağını tutarak tekrar yere yığıldı. Sıcak kumlar üzerinde yattığı yerden, neler yaşadığını hatırlamaya çalıştı. Evindeydi, çalışma masası üzerinde araştırmakta olduğu eski bir el yazması parşömeni inceliyordu. Bir anda ensesinde sıcaklık hissedip gözlerinin bulanıklaşmaya başlamasıyla kafasını masaya vurarak bayıldığını, ardından hırpalanmış şekilde çöl ortasına bırakıldığını düşündü. İçinden kendisine sorular sormaya başladı. Geçmişte ne gibi bir hata yapmış olmalıydı ki bu duruma gelmişti. Sorular ve yaşadığı olaylar zihninden akıp geçiyor, ancak bir cevap bulamıyordu. Yattığı yerden sakin olmaya çalışarak derin bir nefes aldı ve vücudunu ağrılar eşliğinde güçlükle dorulttu. Ayağa katlı, kafasını gökyüzüne doğru kaldırarak, gözlerini kapadı, omuzlarını silkti. Etrafına göz gezdirerek kurtulma umuduyla aracın bıraktığı izleri aradı ancak çöl esintisi izleri silmişti. Kum tepelerinden başka bir şey göremiyordu. Suratına yumruk atan adamın kulağına fısıldadığı sözü hatırladı “doğuya”. Ilık esen rüzgâr uğultusu eşliğinde batmakta olan güneşi arkasına alarak yürümeye başladı. Dünyanın hangi bölgesinde olduğunu ve bu esaretten nasıl kurtulabileceğini düşünerek dakikalarca yürüdü. Kızıl gökyüzünün rengi kararmaya başladığında çevresini daha dikkatli gözlerle inceledi. Belki bir ışık bulabilir ve yardım alabilirdi. Aradan birkaç dakika geçmeden yüzündeki solmuş ifade yerini mutluluğa bıraktı. Kendisine vuran adam haklı çıkmıştı. Birkaç yüz metre ilerde belli belirsiz bir ışık huzmesi görüyordu. Kaşlarını çatıp bir an için bunun bir tuzak olabileceğini aklından geçirdi. Kararmaya başlayan çölde gidebileceği yeri olmadığını düşünerek hızlandı. Işığa doğru kızgın kumları savurarak koşturuyordu. Bulduğu ışık artık daha parlak görünüyor, yaklaştıkça daha hızlı koşmaya çalışıyordu. Işığa oldukça yaklaştığında artık yorulmuş ve sendeleyerek kumların üzerinde düşe kalka ilerliyordu. Seslenmek istedi, ancak susuzluktan boğazı kurumuş olması sesine mani oluyordu. Yinede bağırdı, boğazının ağrımasına aldırış etmeden.
– Yardım edin!
Hem yürüyor hem de kulübeden cevap gelmesini bekliyordu. Küçük taş kulübenin yanındaydı artık. Kulübenin bir kenarının üst kısmında küçük kırmızı ışıktan başka bir şey yoktu. Kulübe duvarına ellerini sürüyerek etrafında turladı ancak giriş bulamamıştı. Işığın bulunduğu duvarın alt kısmına ellerini dayayarak yalvarır ve ağlarcasına,
– Kimse yok mu? Yardım edin lütfen!
Çaresizce söylendi ve duvara sırtını dayayıp sürtünerek yere çöktü. Sessiz ve karanlık çölde kulübenin küçük kırmızı ışığı azda olsa ona eşlik ediyordu.