Kayıt Ol
Nis 23, 2017
946 Views
2 0

GÖLGE

Written by

Dev çınar ağacı bütün görkemiyle dimdik ayaktayken yapraklarını hareket ettiren rüzgar ile sohbet ediyordu sanki.
Sanırım bu düşünceyi sadece ben düşünürüm diye mırıldandı çınar ağacının altında oturan küçük kız.
Yanındaki gölge belli belirsiz kıpırdanmakla yetinmişti.Neden konuşmuyor ki sanki dedi içinden.
Oysaki şu an konuşacak,dertleşecek bir arkadaşa ihtiyacı vardı.
O gölgeyi her zaman arkadaşı olarak kabullenmişti ama ona göre gölge onun arkadaşı olduğunu kabul etmiyordu. Kabul etseydi benimle konuşurdu diye geçirdi içinden.
“Neden buradayız ki?Ben burada tek başıma oturmak istemiyordum. Neden beni buraya getirdin?”dedi gölgeye bu defa içinden konuşmamıştı,
“Her seferinde senin istediğin yere gidiyoruz. Bir kere de benim söylediğim yere gelsen ne olur sanki!”dedi. Gittikçe sinirleniyordu.
Gölge hem onun arkadaşlığını kabul etmiyor hem de onu istediği yere götürüyordu.”Adaletsiz! Adaletsiz!”diye bağırdı.
Bu sabah annesi bu şekilde bağırmıştı babasına. Ne demek olduğunu tam bilmese bile şu an için uygun bir kelime olduğunu düşünüyordu.

“Bu ağaç çok yaşlı. İnliyor ve ağlıyor. Duymuyor musun? Ben burada oturmak istemiyorum. Ne konuşuyorsun ne de benim söylediklerimi
kabul ediyorsun. Arkadaş olalım artık. Ben burada oturmak istemiyorum işte!”dedi yine sinirlerine hakim olamayarak. Annesinin babasına bağırdığı şekilde bağırıyor ve annesi gibi kollarını göğsünün önünde birleştiriyordu. “Arkadaşlar birbirleriyle oyun oynarlar. Ama sen benimle oyun oynamıyorsun. Eğer oyun oynamayacaksan bir daha beni takip etme!”dedi mavi gözlerinden alevler saçıyordu adeta. Çenesine gelen sarı saçları ağaçla sohbet eden rüzgarın dokunuşlarıyla uçuşuyordu. Ama üşümüyordu küçük kız. Sadece gölge ile ilgileniyor ve sadece ona bakıyordu.
Annesi gölgelerin konuşamadığını ve güneş varken ortaya çıktıklarını söylüyordu.
“İnatla senin güneş olmadığında olmayacağını söylüyor bana. Ama sen evde de varsın. Bana inanmıyor.Eğer konuşursan evde annem de bana inanır. Belki o zaman babama bağırmaz. Babam da benimle konuşur ve oyun oynarız. Sen,ben ve babam. Sen konuşmayınca babam da benimle konuşmuyor. Hepsi senin yüzünden!”dedi. Bu defa ağlamaklı gözlerle bakıyordu gölgeye.
Sonra sanki bir anda aklına gelmiş gibi ağaca baktı. Uzun uzun düşündü ve gülümsemesi bütün yüzüne yayıldı.
“Buldum!” dedi sesi bütün vadide yankılanmıştı. “Eğer ben ağaca çıkarsam sen aşağıda kalırsın ve beni takip edemezsin. O zaman da benimle konuşmak zorunda kalırsın. Çünkü yalnız olmak çok sıkıcı. Benimle konuşmak zorunda kalacaksın.” Gülümsemesi adeta bir icat keşfeden bilim insanları gibi bütün vücudunu sarmıştı.
Sonucu merak ediyor ve çok heyecanlanıyordu. Hemen harekete geçti ve küçük elleri ile dev çınarın gövdesine dokundu. Şimdi biraz endişeliydi çünkü ağaç çok büyüktü.
Aklına okuldaki elma ağacı geldi. Ona hep tırmanıyor ve elmalarından yiyordu. Buna da çıkabilirim diye geçirdi içinden. İlk denemesi hüsran ile sonuçlanmış sonra da ne yaparsa yapsın bir türlü çıkamamıştı. Tam vazgeçmek üzereydi ki ağacın arkasında kendisinin yarısı kadar olan koca taşı görmüştü. Hemen güldü ve ağacın
arkasına geçti. Yapabilirdi. Önce taşın üstüne çıktı sonra bütün gayretiyle ayağını ağacın gövdesindeki çıkıntıya sabitledi.
Bir anda kendini ileri itti ve işte ağacın gövdesindeki kalın dalına tutunmuştu. Bir gayretle kendisini çekti ve çıktı.
Şimdi daldan dala yukarıya doğru çıkıyordu. En son gölgeyi bıraktığı yeri görebileceği bir dala tırmandı ve oturdu. Ama o da ne artık aşağıda gölge yoktu.
Dehşete kapılarak gölgenin kendisini terk ettiğini düşündü. O ağaca çıkarak gölgeyi terk etmişti. Şimdi de gölge onu terk etmişti.
Terk etmek ne kadar da basit diye düşündü. Babası da onları bir gün bir anda terk edivermişti. Annesi aklına geldi sonra. Neredeyse onunla hiç konuşmamış ve sanki o yokmuş gibi yaşamıştı evde. Dört gün beni hiç görmedi dedi kendi kendine. Belki de şimdi ağaçla konuşuyordu. Dedesi ona bakıp saçlarını okşamış sonra da ah ah demişti. Anlamamıştı o zaman ne demek olduğunu. Ama sonra bunu çok duymuştu. Okula ilk başladığı gün o da arkadaşına demişti.
Arkadaşı kalemini aldığını görünce hemen elinden almış ve onun babasının verdiği bir kalem olduğunu söylemişti. Küçük kız da arkadaşına bakıp ah ah demişti derin derin. O gün bunun ne demek olduğunu anlamıştı.

“Gölge nerdesin!”diye bağırdı. Ama kendi sesinin yankılanmasından başka bir ses yoktu. “Senin yüzünden”dedi sinirle ağaca. Sen olmasaydın gölge beni buraya getirmezdi!” dedi öfkeyle. “Ben sana tırmanmasam gölge beni bırakıp gitmezdi.” Aynı annesi gibi burnundan soluyordu. O da kızınca hep senin yüzünden derdi babasına.
Bir keresinde telefonla konuşurken bağırıyor ve kızını sevmiyor musun hiç mi umurunda değil diyordu. Sonra da fısıltı ile hep duyacak diye korkuyla konuşuyordu.
“Ben o fısıldasa bile duyuyordum ki.”dedi sesindeki kurnaz tını fark ediliyordu. Sonra bir of çekti ve aşağı inmeye başladı.
Tam inmek üzereydi ki bir ses duydu. Sesi duyar duymaz eli kaydı ve kendine yerde buluverdi. Şimdi sesi umursamıyor kolunun acısı ile kıvranıyordu.
“Buradayım.”dedi bir ses. Küçük kız önce anlayamadı ama sonra aklına bir şey gelmiş gibi yerinden fırladı. “Gölge!”dedi hemen bir sevinçle ama gölge değildi.

Küçük bir erkek çocuk eğlenir gibi yüzündeki çillerinin arasından ona bakıyordu. Kızıl saçlı çocuğu tanımıyordu küçük kız. Korku ile geriye bir adım attı. Sonra çocuğun elindeki şekerlere gitti gözü. Uzun çubuklu şekerleri biliyordu. Rengarenk duruyorlardı ve ona o günü hatırlatıyordu. Kumsalda babası onları terk etmeden öncesine aitti anısı. Bir elini annesi tutmuş diğer elini babası tutmuş neşe içinde yürüyorlardı. Sonra babası onları terk ettiği gün gibi bir anda elini bırakmış gidiyordu. Önce annesi ile anlamadılar ama sonra babasının elindeki rengarenk şekerleri görünce yüzündeki şaşkın ifade yerini sevince bırakmıştı. Bazen bu anıyı rüyalarında görürdü küçük kız. Sanki beyni bu anıyı unutmasın diye sık sık ona hatırlatırdı.

“Sen kimsin?”dedi çocuğa yarı utangaç şekilde. Çocuk güldü ve öne doğru yaklaştı. Elindeki şekerlerden birini uzattı küçük kıza.
“Al.”dedi.”Bunu okuldaki amca verdi. Bende bir sürü var. Benim adım Semih. Senin adın ne?”
Küçük kız büyük bir kararsızlıkla çocuğun elindeki şekere baktı. Sonra kendini ikna etmek ister gibi çocuğun yüzüne baktı. Sonra tekrar şekere bakıp en sonunda dayanamayarak şekeri çocuğun elinden aldı.
“Teşekkür ederim.Benim adım Sena.”dedi annesinin birinden bir şey alırken teşekkür etmen gerekir öğüdünü hatırlayarak.
“Burada ne yapıyorsun.”dedi Semih ağacın altına otururken. “Herkes okulda. Çok güzel şeyler var. Bu şekerlerden bir sürü var.”
Sena da Semih’in biraz ilerisine oturarak çocuğa baktı. Daha önce okulda hiç görmemişti. Küçük çocuğun kirpikleri de saçları gibi kızıldı. Çilleri ile çok uyuyor diye düşündü içinden. Aynı çocuk gibi oturmaya özen göstermiş ama eteği açılıyor diye de çok rahat değildi.
“Sen bizim okulda mısın?”dedi çocuğun sorusunu cevaplamayarak. Çocuk küçük bir gülümseme ile ona baktı sonra elindeki şekerin kağıdını yırtıp yemeye başladı.
“Hayır. Ben babamla geldim. 23 nisan olduğu için bugün okula gelirken beni de getirdi.”dedi hala şeker ile ilgileniyordu. Küçük kız aklına bir şey gelmiş gibi önce konuşacak oldu ama sonra durdu. Biraz üzülmüştü ama neden üzüldüğünü tam olarak kestiremiyordu.
“Ben burada gölge ile konuşuyordum ama o kayboldu.”dedi söylediğinden son anda pişman olmuştu. Gölgeden bahsetmemeliydi. Çünkü söylediği kimse
gölgeyi görmüyor ve onunla konuşmuyordu. “Çocuk uzun uzun kıza baktı sonra bir şey demeden karşıya baktı. Sonra da aklına gelen şeyden memnun şekilde gülümseyerek güneşe çıktı ve gölgesini gösterdi. “Bu mu?”dedi küçük kıza. Küçük kız önce çocuğun yaptığı şeye şaşırdı sonra ayağa kalkıp çocuğun yanına gitti. Kendi gölgesine ve çocuğun gölgesine uzun uzun baktı ve morali bozuldu.
“Hayır bu değil. Gölge böyle görünmez.”dedi sinirlenerek. Tekrar ağacın altına az önce oturduğu yere oturdu. Çocuk anlamayarak yerine döndü ve kıza baktı.
“Peki neye benziyor?”dedi şaşkın şaşkın. Sena önce anlatacak oldu ama sonra vazgeçti. “Anlatsam da anlamazsın ki. Onu başka kimse göremiyor. Ama şimdi ben de göremiyorum çünkü beni terk etti.”dedi üzgün bir şekilde çocuğa bakıyordu. Çocuk sonradan aklına gelmiş gibi öne atıldı ve hemen konuşmaya başladı.
“Ben seni biliyorum. Sen babamın anneme anlattığı kızsın!”dedi sanki tanıdığı ve sevdiği birine kavuşmuş biri gibi. Gülümsemesi o kadar içtendi ki küçük kız da kendini gülerken buldu. “Baban kim ki senin?Beni tanıyor mu?”dedi şaşırarak.
“Benim babam bu okulda öğretmen.”dedi babasından gurur duyduğu sesine yansıyordu. Küçük Sena bir an düşündü sonra aklına gelen şeye şaşırarak çocuğa dikkatlice baktı. Evet dedi içinden. Benziyordu. Aynı Mustafa öğretmeni gibi çocukta kızıldı. Daha önce fark etmediği benzerlik için kendine kızdı. Sonra da çok sevinmiş bir eda ile öne atılarak “Senin baban Mustafa öğretmen mi!”dedi. Çocuk şimdi daha da gülüyor ve başını öne arkaya sallıyordu.
“Seni biliyorum. Gölge arkadaşını ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. Ama babam neye benzediğini anlatmadı. Hep merak ettim. Çok muhteşem. Keşke benim de bir gölge arkadaşım olsa.”dedi iç çekerek. Kız iyice keyiflenmiş ve çocuğa hiç olmadığı kadar içten gülüyordu.

“Neye benzediğini anlatırım ama sen de kimseye anlatmayacaksın. Çünkü kimse bana inanmıyor. Annem bile. Sadece Mustafa öğretmen inanıyor ama ona bile anlatmadım.”dedi fısıltıyla. Çok önemli bir sırrı kimsenin duymasını istemeyen bir yetişkin gibi etrafa bakıyordu.
“Kimseye anlatmam. Söylemem. Hadi söyle.” Semih çok heyecanlanmış ve elindeki şekerlerin yere düşüp toprağın üstünde kirlendiğini bile fark etmemişti.
“Tamam o zaman.”dedi Sena yine fısıltıyla ve anlatmaya koyuldu.
“Gözleri aynı benim gözlerim gibi mavi. Saçları çok uzun. Kanatları güvercinlerin kanatları gibi bembeyaz. Elleri ve ayakları köpeklerin ki gibi. Çok hızlı hareket ediyor. Kuyruğu da var. Bazen uçup gidiyor. Nereye gittiğini bilmiyorum. Bazen ben otururken yanıma kıvrılıp uyuyor. Bazen başkaları varken hiç hareket
etmiyor.”dedi büyük bir sırrı paylaştıktan sonra merakla sırdaşına bakarak. Ama çocuk hiç tepki vermemişti. Büyük bir sessizlikten sonra Semih Sena’ya baktı ve “Peki yüzü?”dedi. Küçük kız en önemli detayı atlamıştı. Sena uzun uzun düşündü. “Eh”dedi. Söylemek istemiyor gibi huzursuzca kıvrandı.
“Yüzü. Bilmiyorum. Sanki..”dedi. “Sanki”dedi çocuk büyük bir merakla.
“Sanırım babamın yüzüne benziyor.”dedi şimdi sesi çok daha az çıkmıştı. “Baban neye benziyor ki?”dedi Semih. Sena biraz düşündü sonra Semih’e baktı.
“Benim gibi mavi gözleri var ve işte babaya benziyor.”dedi bıkkın bir şekilde.
“Neyse. Keşke gölgeyi ben de görebilseydim. Çok merak ettim.”dedi çocuk gülümseyerek. Küçük kıza öylesine içten bakıyordu ki küçük kız utanarak başını çevirmek zorunda kaldı. “Eğer arkadaşım olursan onu da görebilirsin çünkü benim yanımda oluyor. Ama şimdi yok. Yakında döner.”dedi yere bakıyor ve Semih’in diyeceği şeyi merakla bekliyordu.

“Olur. Arkadaş olalım o zaman.” dedi küçük çocuk ve yere düşen şekerlerini o zaman fark etti.
“Eyvah şekerlerim yere düşmüş.” Semih’in çok üzüldüğünü gören Sena yıkayabileceklerini ve sonra yiyebileceğini anlatıyordu ama çocuk inatla reddediyordu.
“Yerden alıp bir şey yiyemeyiz. Artık onlar kirlendi. Okula gidelim. O amcada bu şekerlerden çok var. Hem orada oyun da oynarız.”dedi ayağa kalkarken.
Onunla beraber Sena da ayaklandı ve yürümeye başladılar. Sena büyük taşın yanından geçerken ayağı takıldı ve neredeyse düşüyordu. Semih son anda kızı elinden yakalamıştı. Gülümseyerek doğrulmasına yardım etti ve iki küçük çocuk el ele 23 Nisan şenliklerini izlemek için okula doğru yürümeye başladılar.

Onların arkasından rüzgar biraz daha hareketlenerek ağacın yapraklarını dans ettirir gibi oynatmıştı. Sena içinden ağaç ve rüzgarın arkalarından dedikodu yapmış olabileceklerini geçiriyordu. Semih’in anlamayacağı şekilde dönüp ağaca gülerek bir bakış attı ve dil çıkardı. Küçük kız Semih’in elinden tutarak yürümeye devam etti.

Sena bunları yazdıktan sonra ismini ne koyması gerektiğini düşündü sonra hınzırca gülümsedi. Semih’in Ali ve Hatice’yi gözden geçirişini izledi ve Semih Sena’ya kocaman gülümsedi. “Biz sanırım hazırız. E çocuklar anneniz de artık yazma işini bitirdiyse okula gidiyor muyuz?”dedi çocuklara bakarken. Çocuklar hep bir ağızdan “Evet!”diye bağırınca Sena’nın başlığı yazıp bilgisayarı kapatmaktan başka çaresi kalmıyordu.
Sena bilgisayarı kapattıktan sonra hep beraber 23 Nisan etkinliği için evden çıktılar.

Bilgisayara yazdığı başlığı sadece Sena ve Gölge görmüştü. Bilgisayarda büyük harflerle “GÖLGE” yazıyordu. Gölge içini çekti ve “Beni nasıl olmuş da hala unutmamış?” dedi. Tabi bunu kimse duymamıştı.

Arabanın içindeki Sena gülümseyerek Semih’e baktı. onunla tanıştıktan sonra gölgeyi bir daha görmese bile unutmamıştı. Şimdi onu duyuyor ama cevap vermek istemiyordu.

Meltem Çakır

Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerinde yalnızca bir harf olmaya çalışan, Mehmet Akif Ersoy'un yazılarındaki hüsranlara dokunmaya çabalayan, hayat mı anlamsız yoksa fikirler mi semalarda başıboş dolaşan diye kafasında bitmez fırtınalarla yaşayan bir garip insancığım ben. Yalnız edeb-iyatla uslanan.
Avatar

Latest posts by Meltem Çakır (see all)

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.