
Aylardır yolunda gitmiyordu işleri. Boğazına kadar borca batmıştı dükkanı elden gitmesin diye. Sonuçta baba yadigarıydı. Hem berberlikten başka yapabileceği bir iş de yoktu. “Kardeşlerim okusun adam olsun.” Demişti çocuk sayılacak yaşında. Bu seçimi ona babasının vefatı yaptırmıştı. Ne de güzel adamdı Mahmut Efendi, herkesle geçinmesini bilirdi. Ölümü kanserdendi. Doktorlar üç ay yaşayabileceğini söylemişlerdi, sanki kaderini doktorların kendisi yazmış gibi. Tamı tamına yedi ay yaşamıştı babası. Lafın özü güzel adamdı Mahmut Efendi ve Berber Bedri doyamamıştı babasına. Nereden gelmişti şimdi babacığı aklına? Nereden gelecekti ki bugün Bedri’nin doğum günüydü,babasının öldüğü yaşa gelmişti artık 43 yaşında koca bir adamdı ve kocadığını ilk kez bugün fark etmişti.
Babasının başardıklarının yarısını başarsa daha mutlu bir adam olabilirdi Bedri, olmadı. Ne güzel bir aile kurabilmişti kendine ne okumuş bir baltaya sap olmuştu. Baba yadigarı şu dükkanı bile layığı ile çekip çeviremiyordu. Gerçi okumaması onun suçu değildi ağabeylik yapıp kardeşlerini okutmuştu, adam olamamışlardı ama olsun. Yardım isteseydi kardeşlerinden, hiç olmazsa bir miktar borç, hem dükkan yalnız onun değildi ki… Geri çevirmezlerdi herhalde. Bu yaşına kadar kimseden tırnak ucu kadar bir şey almamıştı ki nasıl istenir, bilmezdi. Anacığının duaları da yetmez olmuştu haline bakılırsa. “ Be adam sende!” diye düşündü, “Anacığının dualarına ne diye laf edersin, kalkıp iki rekat namaz kılmışlığın, şükretmişliğin mi var?”. Sahi ne demişti annesi, tam da kapıdan çıkarken Bedri, “Üç aylar geldi oğul, ellerini aç Rabbine yönel.”. Ah Bedri ah… Ne yapmıştın ki bu yaşına kadar, kimin elinden tutmuştun? Sorsalar, herkes kadar eskitmiştin dilinde, Elhamdülillah Müslüman’ım demeyi. Peki sen İslam’ı arayıp bulmuş muydun?
Uyandığından bu vakte değin aklını kurcalayan türlü sorular eşliğinde dükkanın önünde buluverdi kendini. Kepenkleri indirdi, içeri girdi. Okul vakti çırak olmazdı dükkanlarda. Yaz aylarında karnesi zayıf gelen oğlanları babaları kulaklarından tutup getirirdi yanına. Hoş, bu borç batağında çırak bulamazdı ya, neyse. Aldı eline süpürgesini, yerleri bir güzel temizledi Bedri. Yandaki kahvehaneden çayını istedi.
Oldum olası sevmezdi şu mendebur televizyonu. Radyoyu açtı fakat istediğini bulamamış olacak ki antika denecek kadar eski teybine Zeki Müren kasedini yerleştirdi: Gün ağarınca boynum bükülür, dalarım uzaklara gönlüm sıkılır… Zeki Müren de Bedri de uzaklara daldı. Gençliğinde bir kızı sevmişti, adı Müjgan. Akıbeti Sadri Alışık ile bir olmuştu. Müjgan eli ekmek göreni değil bal ile kaymak göreni seçmişti. Meşhurdu zaten o zamanlar böyle hikayeler. Başlarda tatlı gelmişti ardından bitivermişti. Evlenmek istemedi sonrasında. Annesi bir kız da bulmuştu ama yapamadı, nişandan dönüverdi, tövbe etti aşka. Kapat şu teybi Bedri konu uzayacak, iyice Yeşilçam’ a bağladın.
.
.
.
*** Gerisi 40lar Kulübünün haziran ayında çıkarmayı planladığı hikaye kitabımızla beğenilerinize sunulacaktır ola ki vakit olur da o günleri görür isek. Tadımlık sunmak istedim, esen kalınız efendim… ***