Kayıt Ol
Ağu 5, 2017
901 Views
1 0

Sümme Haşa!

Written by

İnanalım inanmayalım, Kur’an’ın; ilk emrinin Oku olduğunu hepimiz biliriz! Bilmesine biliriz de; itaat eder okur muyuz?
Sümme haşa !
Niye okuyalım ki?
Okursak, düşünür sorgularız.
Sorgularsak, aklımızı kullanma, analiz etme; doğru ve yanlışı birbirinden ayırma ve görme melekesi kazanırız.
Kısaca özetlersek, okuma alışkanlığı edinirsek, Kur’an’a uygun İnsan adayı olur:
Allah’ın kendisine halife olarak seçtiği; İNSAN-I KAMİL olma hedefine adım adım yürürüz.
O zaman; kendini alim zanneden; sahte şeyhleri, Şıh’ları, dervişleri kim dinleyecek?
Kim cemaat’a, tarikata bağlanıp, Şeyhin, şıkın; elini eteğini öpecek? Ve de biz okuyan sorgulayan olursak, vatan hainleri nasıl TBMM bombalamaya cesaret edecek?
Kendi kendimize soralım, oku deyince aklımıza ne gelmeli?

Pozitif ilim ve bilimi şöyle bir köşe bırakalım. Sadece oku deyince aklına doğma düşünce gelenlere bir cevap bulalım.
Sahi oku deyince yalnız, taşlara kazınan resimleri, kil tabletlere yazılan yazıları, ceylan derisine ve parşömene düşülen hikayeleri mi düşlemeli ve okumalıyız?
On üçüncü yüzyılın önde gelen evliyalarından Şems-i Tebrizi: “Okuduğum nefes alan Kuran’dır. Ben, Kur’an’ı evrende; bitkide, dağda taşta, uçan kuşta, yürüyen karıncada yağmur yüklü bulutta okurum! demiş.
Biz Şems’in 1247 yılında şehit edildiğini biliyoruz.
Günümüzden, yaklaşık sekiz asır önce, insanı, bitkiyi, canlı cansız varlığı ve tüm evreni Kur’an olarak okuyan, İnsan-ı Kamil örnek varken; uzay çağında: Kuran’ı yalnız Arapça yazılardan oku diyen din tacirlerini dinlemek; kula kulluk etmek değilse adı nedir?
Çok iddialı konuşmak istemem lakin, Allah dururken: kula kulluk etmenin literatürdeki gerçek adı şirk olmalı…

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.