Geçmişin korkuluklarına asılmış esir şimdi hayallerimiz
Uyanamaz, dirilemez, kurtulamaz
Nedensiz bir imge gibi şiirlerde
Zihnimizin kıvrımlarında hiç kurulmamış gibi dilenci edasıyla kurulmuş kaldırımına
Duruyor, susuyor zaten dilsiz
Korkmuş zifirisinden belli kaygılarımın
Umutsuz, ifadesiz, pürüzlü yüz hatları
Kuruluşu gibi imkansız duyulması şimdi
Sonbahar yaprağı misali hayallerimiz
Göğe tırmanıp ardından yedi kat dipte boğulmuş
Renk renk içerisinde biriktirmiş yitirilenleri
Apaçık ortada ürpertisi
Matemi kurumuş sızının pıhtısı gibi
Yabancı bir mahcubiyet çeşminde
Çıkmazların ardında tutuklanmış yine hayallerimiz
Gözyaşları sicim sicim…
Düğümleyemiyor geceler.
Ah bir duyulmasa şarkısı, haykırışı
Yıkılmayan sur gibi merakı
Hayaller serenad yapıyor her hatıra uyanışı
Susmayı bildiğinden dinletiyor kendini
İçten asılı muhabere misali
Arkamdan yürüyen gölgelere hapsolmuş şimdi
Şehrin ışık deryasında nokta, unutulmuş sanki hayallerimiz
Yıkıntılarda sığınıyor, barınıyor, düşünüyor
Üvey gibi kabulleniyor gerçeği günahı
Hırçın bir tokattı terkedilişi
Hem ayaz hem kurak benliğinde öksüz lakabı
Kucaklayıp başını okşamıyor şimdi mutluluk
Yoklukta ısıtmıyor kibrit ateşi
Uyutmuyor masallar avutmuyor zaman
Öfkeli önce sahiplenip sonra yıkanlara
Avuçlarda kirletilmiş, eritilmiş kar tanesi gibi
Eski bir kayıp şimdi hayallerimiz.