Dürüst olmalıyım bu sıra ne ellerim kaleme gidiyor ne kelimeler zihnimde şekilleniyor. Bırakın şekil almayı ufak bir gezintiye bile çıkmıyorlar.
Fakat eski yazılarıma ilişebildim. Ne kadar uzak geldiyse de farkettim ki ben hala o benim. Nasıl dökebilmişsem içimi, içimde içim bile kalmamış sanki. Yeni şarkılar arayan ben eski şarkılarıma yabancı düşmüşüm. Unuttum sandığım anılar ve hisler silsilesinde yüzedurmuşum.
“Kalmak bir sarılma anında zamanın durması gibi. Ötesine simdilik benim gücüm yetmez zamanın çarkı da dayanmaz ve saat işler.” ve devam etmişim; “Sahiden göçebe biri nasıl özenir ki yerleşik yaşama? Ruhlar nasıl kalırlar bir yerlerde, birbirlerinde? Zaman yine derin yara, ve yanıt olacak birçok soruya.”
Şimdi yine eski ve süreğen hislerimi Füruğ’a döktüğüm satırlara ilişeceğim, dilerseniz sizlerle elbette. Belki böylece dönüşümüne girdiğim yeni kendimin edinecek sözleri ve hisleri olur. İşte başlıyoruz.
__________________________________________________________________________
” Ah, Füruğ. İnsan daimi şair kalabilir mi? Yaraların aşktan diye aşkla mı sevdin onları da?
Füruğ,
kaçıyorum sanki hiç şansım yok gibi yahut zaten istemediğime inandırarak kendimi. Bir tavır alınacak durum yok lakin özüme çekilmeye, koza örmeden kendime kalmayayazıyorum.
Belki de bir anda büyüdü her şey. Mübalağa sanattır; elbet sanatla bakan gözlere ilişir. Lakin abartıyı abartmamak da usûlüdür sanıyorum.
Belki de ben usuldan vazgeçiyorum. Üzgünüm. Meydanlar bana göre değil bir çocuğun, bir gencin, bir davanın hakkını savunmadıkça. Meydanlar, meydan okumalar bana göre değil.
Bir isim bırakmak gayem, bir aşkın bir ailenin parçası olmak gayemden önde geldi hep. Dahası ikinciyi pek düşünemedim de. Sonraları isme de aldıramaz oldum. Yaşamış olduğumu hissettiğim an , henüz çocukken başlamış olduğum bir şeyler katma, faydalı olma tasam cevabını aldığı an; toprakla daimi barışık bedenim huzur bulacaktır.
Çok düşündüm yaşamın hangi ucundan tutmalı diye
ve elbette bana hitap eden bir yol keşfetmeliydim.
Şimdi hayatımın en belirli en belirsiz yolu izindeyim.
Ve belki de bir gün ilaç hususunda faydalı olacağım ve bu çalışmalar başkalarına da ışık tutacak. Belki benim katkım oldukça küçük olacak ama ben yalnızca bunun umut dolu fikriyle bile olsa yaşayacağım. Sonrası ne getirir bilmem.
“Bir çocuk nasıl bilim insanı olur?” kitabında her şeyi bırakmış bir kamyon şoförünün kamyona mal yüklerken kıvılcımlanan fikirleri ile üniversiteye dönüp ismini lügata geçirdiği hikayeyi kendime yakın bulmuştum.
9 yaşında laboratuvarım olmadı yahut aristokrasi mensubu değildim.
Ama yine de mümkündü işte tutunmak, “bilime sevdalanmak”. “Benim için mümkün olur mu?” Aslında artık “olmakta” diyebilmeliyim ama yine de bilemem. Ve dahi yine de onu asla bırakamam. Benim gözümün parıltısı yaşam kaynağım, davam, sevdam.
Öte yandan sevdalanmak denilince zorlu koşullara karşın kavuşulan sevdalara dair okudumsa da hatrımda kalıp beni nice etkileyenler onlar olmadı nedense.
Mesela şimdi uğultulu tepelerimde bir Edgar beklese beni, söz konusu bir Heathcliff yok ki, Bu Edgar’a aşkla bağlanmaya iter miydi beni? Yahut Edgar, Heathcliff endişesi taşımasa öyle sever miydi Catherine’ini.
Şimdi ben hoş sıfatını barındıran eylemi yerine getirir şekilde davransam bile neden içim bir yanda masum ve bekleyen Jane öte yanda gaddar ve sevgisiz Estella.
Bir laleyi büyütmenin ortak gayesiyle sevdasını parmaklıklar ardına taşıyan çift de etkilemişti oysa beni. Fakat muhtemelen ben dahil olmak yerine bir sevdanın filizlenişini izleyeceğim ve doğrusu bunu tercih de edeceğim yine.
Bana sayfalarımı bırakın bir de tıkırtısını klavyenin. Yettiğince ömrüm peşinden koşmaya cüret edebildiğim tek sevdamı bırakmayacağım. Ve belki bir gün daha da uzanacak ellerim belki bir gün ideal bir eğitim düzenine hizmet eden bir enstitü hayalinin parçası olacağım.
Belki asla limbik sistem ile prefrontal korteksin uyumuna şahid olamayacağım kendi adıma, ama ben aşkla sevdayla öleceğim yine de. İnanıyorum, inanmak istiyorum. Bu benim belki ilk büyük kavgam, davam, arzum, sevdam. İyi yahut zorlu bir gelecek olarak nitelendirebilirsiniz bunu, çünkü oldukça çetrefilli bir yol çizmiş bulundum. Ve simdi bu mutluluk hali mi beni öte sevdalardan alıkoyuyor yoksa bu mutluluk halinden ötesine inanmamak mı bilmiyorum.
elbet ben de ellerimi bahçeye dikmek isterim, ben de “gelirsen ey sevgili bana sadece bir pencere getir” demek isterim.
Ah, Füruğ. İnsan daimi şair kalabilir mi? Yaraların aşktan diye aşkla mı
sevdin onları da,
ve benim de “payıma düşen bir perdenin benden aldığı gökyüzü” mü dersin.
Lakin hayatımda Sinirbilim varken anladım ki gökyüzün yoksa da suyun altı diye bir güzellik var ki bambaşka; soluk almayı dahi unutturan, aklının şaştığı olağanüstü bir dünya.
“ durma göğe bakalım ” diyemeyeceğim belki ama derinlikleri benimdir serin suların. Suyla bütünleşmek, balıklarla yüzmek, her şeyden çok algın ve yeni bir dünya ile başbaşa kalmak.
Belki bir büyük sevda kafidir bana. Ben belki de o tek kalmış balinanın çiftiyim. Bazı zamanlar sesi çınlıyor kulağımda.
Kaçmaya vazgeçmeye yelteniyor işte gönlüm. Hiç şansım yok gibi yahut zaten istemediğime inandırıyorum kendimi.”
_________________________________________________________________________
Şimdi ise bu satırları hatırladıktan sonra ancak
“yaşamak bunca tuhafken ve ben her iki manada değerlendirdiğim aşktan da mahrumken yine de inanıyorum, pencerelere inanıyorum Füruğ!” diyebiliyorum.
Metanın ötesinde, aşka tamam, sevgiye inanmak istiyorum. Gözlerimin nöronlar gibi ateşlenmesini ve bilim yolculuğuma olan inancımın yitmemesini ve Lupin’ini bulan Tonks gibi yaşamak istiyorum.
Ah Füruğ ellerimi bahçeye diktim, fakat hıdrellezde dilek dilemedim bu sene bile bile, Aşk çeşmesine de inanmamıştım sahi..
“tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir” mi demeli?
yaşam uzun bir cadde midir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği;
bir urgan mıdır, bir adamın daldan kendini astığı?
okuldan dönen bir çocuk mudur,
yoksa iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigara mıdır?
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi midir
şapkasını kaldırarak, başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle ‘günaydın’ diyen.
Füruğ şimdi soruyorum yaşam o tıkalı an mıdır, bakışlarımızın sevdiceğimizin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı?
kendi mutluluğunun sade bahanelerini mi seyreder insan?
Füruğ,
Pencerelere inanıyorum, karanlık bir ayetsem bile.