Her gün doğumunda her gün batımında…
İnsanlar vardır, her zaman bir şeylerin arayışında olan onun sıcaklığını hissetmeye çalışan ve bu uğurda mutluluğunu, enerjisini ortaya koyan insanlar..
Kendimi çoğu zaman bu şekilde hissetmeye çalışıyorum. Bir amacın peşinde koşmak insanı her daim bir ‘hissizlik’ hissinin pençesinden kurtulmasına yardımcı olduğunu düşünürdüm. Hala öyleyim. Fakat aradığım tam olarak bu değil. Şöyle ki benimkisi bir mevsim hikayesi. Tamam açıklıyorum. Ben bir bağımlıyım. Üstelik bu şehirde çok az bulunan bir şeye. Güneş’e. Doktorlar hep derdi de inanmazdım. İnsanın en temel yaşam maddelerinden ikisi ısı ve ışık diye. Öylemiş. Yani farkedeli bir sene oldu gibi. Doğduğum şehirden büyümeye başladığım -hala devam- şehire devam eden maceralarım vasıtasıyla fark ettim bu durumu. İnsanın sanki ruhunu çekiyorlarmış gibi bir duyguydu. Sıfır hareket sıfır enerji. Sadece karanlığın geçmesini umutsuzca beklemek ve bu arada bir kaplumbağa edasıyla en kuytuya saklanıp o günün gelmesini beklemek. Hislerim eğer beni yanıltmıyor ise galiba artık canlanmaya başladığımı hissediyorum. Yaşam kaynağım yeniden bana dönüyor ve ben bu sırada tüm vücudumu, zihinimi kısaca tüm karanlıkta kalmış bölgelerimi ona sunuyorum. Bir çiçeğin yeniden açması misali yavaş yavaş boynum, gövdem yükseliyor göğe.Eskilerin en büyük tanrısına.Güneş’e…