Herhangi bir devlette sistemin yeterli olmasını ve halkın refahını sağlamak ancak ve ancak bozulan sistem çarklarının dikkatli bir biçimde değişmesiyle mümkün olabilir. Devrim ya da inkılâpçılık yoluyla asla gerçek bir değişim sağlanamaz. Zira devrim gibi şeyler kısa vade de çok kan dökülmesine, uzun vade de halkın öfkesine neden olur. Ayrıca devlet; halkıyla, ordusuyla, memuruyla adeta bir insan vücudunu oluşturmaktadır.
Düşünelim ki bir devlet sisteminin adalet çarkı sakat işliyor; bu duruma tüm sistemi değiştirecek olan devrimle karşılık verilirse düzgün işleyen çarklar da çökme noktasına gelebilir. Tıpkı insan vücudunda, mide ağrısı yüzünden ilaç almak yerine ruhu bir başka bedene taşımak gibidir ve ruh bedene alışana kadar hem ruh hem beden buhranlar çekecektir.
İdeal devlet ise kendisini eleştirebilen ve gelecek her eleştiriye de açık olabilen devlettir. Elbette gelecek olan her eleştiri yapıcı olmayacaktır fakat en yıkıcı eleştiriler bile sisteme inanılmaz ölçüde yararlı olabilir. Ayrıca bir devletin uzun ömürlü olabilmesi halkın güven ve sevgisiyle mümkündür. Devletin başındaki iktidar tüm sistemi sıkı bir şekilde denetlemelidir. Eğer ki iktidar adalet sistemini vergi sistemini denetlemezse ekonomik sorunlar yaşayacaktır. Vergilere zam yapılması, vergi kaçakçılığının önüne geçmediği gibi vergisini veren kesimin tepkisine ve isyanına sebep verecektir. Aynı şekilde adalet sisteminde başıbozukluk varsa devlet gaspın ve cinayetlerin önüne geçemez ve mahkemelerde hakkını alamayan insanlar haklarını kendileri aramaya başlar, asayiş bozulur, devletin aciz olduğu manasına gelir. Aciz bir devlet içteki kargaşayı bastıramaz ve bozulan asayişi sağlayamazsa dış tehditlere karşı savunmasız kalır. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde iktidarı halk seçiyorsa devletin başına geçen kesim bunları yapmakla yükümlüdür.
Bozuk çarkların değişimine gelince; başa gelen iktidar sorunlu sistemi belirleyip çözümünde halkın fikrini ve isteklerini göz önünde bulundurmalıdır. İktidar şayet halk için başa geçmişse halkın isteğine göre hareket etmelidir. Zaten halkın isteği doğrultusunda yapılan kanuni işlere hiçbir kesim engelleyemez fakat halkın isteği göz önüne alınırken hangi fikrin çoğunluğu daha fazla diye bakılmamalı, isteklerin müspetliğine dikkat edilerek ortak kararlar alınmalıdır. Herhangi bir konuda çözüm süreci başladığı andan itibaren hiç kimsenin kırmızı çizgileri olmamalıdır. Tüm sorunların bir çözümü vardır, ve bu çözüm süreçlerinde tek bir kırmızı çizgi vardır ki oda anayasanın kurallarıdır. Anayasanın dışına çıkmayan her fikir asla kırmızı çizgi olarak ifade edilemez ki eğer ifade edilirse anayasa görmezlikten gelinmiş olur.
Ve nasıl ki iktidar halkın refahını sağlamak amacıyla sistemi sıkı denetlemeliyse, iktidarın yaptığı çalışmaları denetleyecek bir birimin de olması gerekmektedir. İktidarı denetleyecek bu birimin başında cumhurbaşkanı olmalıdır olayları bire bir incelemelidir. Zira cumhurbaşkanı sadece yurt dışı ziyaretlerine giden ve meclisin kararlarını onaylayıp onaylamamakla yükümlü kimse değildir. Cumhurbaşkanının sürekli iktidar ve meclisteki diğer partilerle kontak halinde olması daha etkin bir rol oynaması gerekmektedir.
Ayrıca bir ülke ne kadar ekonomik yönden kalkınmış olsa da eğitim sistemi kaliteli değilse o ülkenin çökmesi an meselesidir. Çoğu dönemde halk cahil bırakılarak yönetilmesi kolaylaştırılmıştır fakat şu dönemde halk cahil bırakılırsa ya da yeterli bir eğitim verilmezse yukarıda saydığım tüm sistemler çöker ve devlet yıkılır.