Mahalle aralarındaki, cadde üzerindeki atıklardan anlıyoruz şehrin madde üzerindeki çekim kuvvetini.
Ne de olsa bir şair işte. Her şeye rağmen kaldırımlardan şefkat beklemek için biraz şair olmak gerekmiş. Tozlanmalı standart fiyatlardaki ayakkabılarımız. Öncekiler gibi.
Her yol Bağdat’a çıkar. Peki Bağdat yerinde mi?
Sanatında edebiyi daha iyi anlıyoruz.
Anlayamadıysan halen, değil ben o da anlatamaz sana. Belki biraz ağlamalısın. Biraz da tebessüm. Verdiğimiz mola bir kandırmacadan ibaret bilesin.
Büyük mü büyük şehirlerde niçin katar katar sizleri değil de birilerini ararlar. Benden yana bir sorun yok. Ama sen de bir Türk’ün halen espri yaptığını duyuyorsan umut var demektir. Şu kocaman dünyada sadece İngiliz, Fransız, Alman olduğunu sanmama şartıyla.
Peki…
Şimdi taşınacak odunların adresini sorsa bir Sibiryalı cevabın ne olurdu acaba?
Tam da şimdi bugüne kadar Latin icadı müziklerde onu boşuna aradığını öğrendiğin zaman…
Ya da şimdi Türkiye’nin futbolda dünya şampiyonu olduğunu öğrenseydin…
Sonuç…
Kır gezilerine daha fazla çıkmalıyız. Yalnız kalmaktan korkmamalıyız. Işıkları da bazen kapatmasını bilmeliyiz.
Yine demli bir çay geliyor aklıma.
Ata yadigarı bu olsa gerek
