Kayıt Ol
Kas 9, 2019
99 Views
1 0

JANDARMANIN NOT DEFTERİNDEN

Written by

İZMİR’DE RÜZGÂR DENİZDEN KARAYA ESER

Doruk üstünü çıkartmadan uzandığı yatağın üzerinde, sanki uyumamış; sızıp kalmıştı! Sabah gözlerini açtığında gün öylen olmuştu. Otelin tertip ve düzeniyle ilgilenen görevlisi gelip kapıya dayanmıştı. Gözlerini ovuşturarak yatağın üzerinden kalktı, lavaboya yürüdü.
Elini yüzünü yıkadı, saçlarını taradı ve geri dönüp, üstünü değişti çıktı.
Alsancak bir başka güzeldi o gün.
Şimdiki Kıbrıs şehitler caddesindeki Askeri gazinoya doğru yürüdü. Kahvaltı vakti geçmiş, öğle yemeği vakti gelmişti.
Askeri gazinonun girişindeki görevli askere kimliğini gösterip içeri girdi.
Bahçede bir masa seçip oturdu.
Servis açılmış, görevli askerler sipariş almak için masa aralarında dolaşıp duruyordu.
İlk gelen görevliye siparişini verdi. Gelen yemekleri iştahla yedi.
Yemekten sonra oturmadan kalktı hesabı ödedi çıktı.
Acelesi vardı.
Kordonda yürüyecek, Karşıyaka feribotuna binecek, körfezde denizi koklayacaktı martılarla hasbıhal edecekti.
İzmir’i tanıyan, İzmir’de rüzgârın denizden karaya estiğini de bilir.
Daha sahile çıkmadan sokak aralarında, imbatla tanıştı.
Bir annenin çocuğunun saçlarını okşadığı gibi okşuyordu İmbat Doruğun kısa saçlarını.
Bu duygu, hissedilebilecek en müşfik ve çok müthiş bir duyguydu. Dal öğlen annesinin ellerini aradı doruk saçlarında, tutamayınca da gözler doldu, kirpikleri nemlendi.
Mahzun mahzun yürüdü, konak iskelesine vardı, bir bilet alıp iki de simit alarak feribotun güvertesine çıkıp oturdu.
Feribotun kalkası gecikmedi. Üç beş dakika sonra her zaman olduğu gibi kalkış düdüğü çaldı. Halatlar toplandı, kısa yolculuk başladı.
Kalkışla birlikte, martılarda geminin çevresinde uçuşmaya başladı. Bu ressama ilham verecek manzara ve şaire şiir yazdıracak duygu seliydi.
İmbatın karaya vuruşunu, martı çığlıklarını, feribotun geride bıraktığı istimi kelimelerle insan nasıl dile getirecek, gözlerinde canlandıracaktı ki?
Doruk hem martıları izliyor, hem çığlıklara kendi kendine cevap arıyor, hem de elindeki simitleri kopartıp havaya atarken, martıların simidi havada kapışını keyifle izledi.
Elbette martılara simit atan yalnız kendi değildi. Kadınlı kızlı, genç yaşlı birçok İzmirli aynı zevki birlikte yaşıyordu.
Her zevkli yolculuk gibi bu yolculukta kısa sürdü.
Karşıyaka iskelesinde iniş, sahilde yürüyüş, derken gün akşam oluverdi. Ne imbatın esişi ne de meltemin saçları okşayışı zamanı durdurmuyordu.
Geri dönüş vakti geldiğinde, gün çeşmeye doğru sallanmış, güneş Yunanistan’a doğru ilerliyordu. Doruk ağır ağır iskeleye doğru yürürken; Müzeyyen Senar’ın söylediği, “Akşam oldu, hüzünlendim ben yine, Hasret kaldım gözlerinin rengine, gel mehtabım, gel sevgilim gel yine” şarkı sözlerini mırıldanıyordu.
Bir gün daha kuş gibi uçup gitmişti. Melihat Gülses ‘in seslendirdiği“Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından, Bir tel saç onun kaldı bütün hatırasından, Hâlâ duyarım bin sızı ben her yarasından, Bir tel saç onun kaldı bütün hatırasından” Bimen Şen’in bestesi, hicaz şarkı geldi aklına ve dudağında gülümseme rıhtımdan feribota bindi…
…/…

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Anı

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.