Bizler bir yerde mutsuzsak hep oradan kaçmak isteriz. Sanki acılar bize değil oraya aitmiş gibi. Şimdi sorsam sizlere “Gidelim mi? ” diye, ardında bırakacakları olmayanlar bir saniye bile düşünmeden yola koyulurlar benimle. Çünkü orada güzel duygulara ulaşamayan insan, o güzelliği bulma arzusuyla kaçar. Saklanan bir sır gibi bulup yakalamaya çalışır. Kimileri şanslıdır, göçebe kavramını almadan üstüne buluverir aradığını. Aşkta bulur, işte bulur, küçük bir bahçeli evde bulur, bir çocuk gülümsemesinde yakalar belki de. Gülücükleriyle kaçma arzusunu kutuya koyar ve kilitler.
Kimileri de biraz şansızdır bunlara göre. Çünkü onlar “göçebe”dirler. Hem yürek, hem düşünce, hem de beden göçebesi. Bulamazlar aradıklarını. Kavuşamazlar aşka aşığa veya çocuk gülümsemesine.. ardlarına bıraktıklarını sandıkları tüm kaçışlar uzunca bir kuyruk olup gelirler peşlerinden. Kurtuluş hep başka şehirde, başka yerdedir. Gerçek kabullenilmez. Kurtuluş hiç şehirde, hiç yerdedir !
Bazen birilerinin açtığı yaralar, bıraktıkları boşluklar, özlemleri, ölümleri, kırıp döktükleri, bıraktıkları ufak bir tırnak izi bile geçmez. Onlar ‘hayati’dirler. Sahibi dokunmadıkça o noktaya incitir ve kaçırır. Kaçtıkça da kurtulmaz, saplanır.