ilk gençliğimi geçirdiğim şehre döneli çok olmadı.
yaşanmamış ilk aşklarımla karşılaşmama ihtimalim yoktur.
bugün gördüm.
yanında sevgilisi.
beni gördü.
ben koştum.
beni anımsamış mıydı.
bir hayalet gibi kaçıp giderken hayatından.
beni bir hayalete mi benzetmişti.
yoksa gençliğini hızla yitiren karanlık bir gölgeye mi.
bir iz.
küçüklüğünden bir iz.
ne hissettiğimi biliyor muydu.
o yıllarda hissetmediği hisleri.
o da hissediyor muydu şimdi.
işte bu taraflı soruyu sorup kendimi bozguna uğratıyorum.
güzel gözler görüyorum.
büyük ve hızlı adımlar atıyorum.
açık seçik görülemeyeyim diye.
silik bir iz gibi kalmak.
insanların hayatlarından kaçıp giderken.
kendi hayatımdan kayıp gittiğimi fark etmem zaman aldı.
kayıp gitmişliğimi fark ettiğimde ise her şey için çok geçti.
ben bir izden ibaret olmak mecburiyetindeyim.
öyle olmasaydı;
ıssız bir yolda bir lastik izi.
giriş çıkışları kapatılmış bir sokak.
yani sonradan koymuşlar çıkmaz levhasını.
nitekim öncesinde de tek yönmüş.
-miş’li geçmiş zamanlardan vücut bulmuş bir hayattan ne bekleyebiliriz?
evet. biz?
ne bekleyebiliriz?
kendimden ümidim kalmadı.
biz diyorum.
bu size apaçık bir davettir.
bir davetiye. ve adres yazılmamış.
hayli zahmetli bir davetiye.
hepinizin posta kutularına tek tek atıp kaçıyorum.
zile basmak adetim değil.
zile bassam kaçacak gücü bulamam kendimde.
ıslanmış bir köpek yavrusu gibi kalırım paspasın üstünde.
oysa posta kutusuna atıp kaçmak öyle değil.
onda kedi atikliğim tartışılmaz.
ve işte böylece kedi ve köpeğin dostluğunu kanıtlıyorum bir kez daha kendi teşbihlerimde.
aynı paragrafta uslu uslu duruyorlar hiç zararsız.
görüp örnek alsın yüreğime kara bir bulut gibi çöken şu yalnızlık.
nerde.
bak yine oradan oraya koşturup dağıttı tüm eşyaları.
bu vazoyu yalnızlığım kırdı.
yere düşen çiçekleri toplamak yine bana düştü.
çiçek cesetlerini bir bir sardım ellerimle.
çiçeklerden başka saracak şeyi yok ellerimin.
çiçekler ölü.
ellerim?
ikinci tekil şahsın iyelik ekine ne de çok ihtiyacım varmış ki ellerin yazmayı düşündüğüm anda titriyor yüreğim.
ah o ellerin.
o ellerin.
o eller.
ki senin.
birinci tekil şahıs olmaktan sıkıldım.
tekil şahıs olma konusundaki bu birincilik madalyasını denize atacağım.
bundan sonra ikinci tekil şahıs olmak isterim.
en azından içinde iki geçiyor.
ikinci ve tekil.
demek yine de tamamen tekil değil.
ne büyük mutluluk.
şükür.
ve işte yazıyorsun.
sen, bundan sonra ikinci tekil şahıssın.
tanrın, bu ne kutlu bir his.
artık sen olarak devam ediyorsun hayatına.
ve her şey sana ithafen,
ve her şey senden meydana gelmekte.
işte gerçek kurtuluş sen olmaklığın.
ve sen, sana dönüştüğünde, geride, birinci tekil şahıstan hiçbir iz kalmayacak.
buna hazır mısın.
seni, sen yapmaya hazır mısın.
unutmaman gereken tek şey;
seni ancak ‘sen’, sen yapabilirsin.
bir kaos bulup kapılıyorsun içine.
aklındaki sesleri susturamıyorsun.
kağıttan kafanı kaldırsan ellerin kağıdın içinde kalıyor.
sen, kağıt oluveriyorsun birdenbire.
gözlerini kısıp kağıda bakıyorsun.
kağıda birkaç damla gökyüzünden.
seni seviyorsun.
kağıdı okşuyor ellerin.
ellerin kağıt oluyor.
gözlerin kağıt oluyor.
kağıda dönüyorsun.
birkaç damla daha gökyüzünden.
seni seviyorsun…
