‘bugün istanbula mevsiminin ilk karı düştü.
senin manzaralı pencerene
benimse seni özleyen ellerime düştü.’
önce yavaş yavaş, ürkütmeden yağacak kar yokuş yoldaki evinin manzarasına.
hızlanacak sonra.
öncesinde yağan yağmura inat birikecek.
sabah uyandığında bembeyaz istanbula
karın büyüsüyle karşılaştığında bilirim kıvrılacak dudakların.
ıslanacak istanbul.
ıslanacak pencereden uzattağın parmakların. diğer elini ısıtırken sıcak kahve fincanı.
bilmem neden.. sızlayacak için?
belki farketmeyeceksin.
geçmişinde ince bir yara kanayacak. bilmeyeceksin.
özleyeceksin geçmişi. birilerini değil. kendini özler gibi.
kar yağıyor istanbula.
kar yağıyor senin manzarana. kar yağıyor benim ellerime.
kar yağıyor istanbula yıllar önce hayalini kurduğumuz gibi.
seni bulduğum günlerdeki gibi kar yağıyor.
o yokuştan inerken seni gördüğümdeki gibi.
ama yağan kar yine ogün gibi eriyecek bilirim.
karda bıraktığımız hiçbir iz kalmayacak. hiç bırakmamışız gibi.
sen yaslanmış pencerene izlerken yağan karı.
nereden bileceksin ki manzaranın altında
benim seni izlediğimi.
oysa sen. beni hatırlamayı bile istemiyorsun.
bu soğukta. biterken aralık. istanbulda. düşen her kar tanesinde
birimizin hatırlaması gerekiyordu.
ve ben senin manzaranın altında dua ediyorum çocukken ettiğim gibi.
‘lütfen yağmur yağmasın. erimesin kar’