Kayıt Ol
Oca 7, 2018
596 Views
1 0

Kedili Hikaye

Written by

Bir çırpınışla açıldı donuk bir bakış gibi kalan aklım. sabahın köründe çıkmıştım evden , saat kaçtı diye sorsanız hatırlamam da zaten günlerdir saate de baktığım yoktu. Kendi halimde idim, kendime dahi dokunmadan yaşıyordum sadece. Sokakları arşınlıyor idim kaç zamandır. Canım sıkılınca bir köşeden diğerine geçiyor, bir tanıdığa yahut tanıma ihtimalim olan bir insana denk gelince ilk köşe başından dönüyor kendimi onların beni göremeyeceği sokaklara atıyordum. Neyse bunlar benim özelim. Ben aklımın bütün bu bulanıklığından kurtulduğu, kendisini yeniden çalışmaya zorladığı anı anlatacağım size. Dedim ya bir çırpınışla açıldı aklım diye işte o çırpınışa bakmalı benden önce çünkü o çırpınış beni yazmaya iten, çünkü o çırpınış beni tüm insanlardan kaçarken kendi isteğimle <aslında biraz da zorla> onlarla konuşmaya başlatan. Bir çöp konteynerinin yanından geçerken duymuştum o çırpınışı. Sanki kuvvetli esen bir rüzgarın yaprakları savurduğu gibi öfkeli bir ses çalınmıştı kulaklarıma. Bu sesin pis kokusuyla insanın beyninde yaralar açan konteynerden geldiğini anlamam uzun sürmedi. Ona doğru burnumu kapatarak yaklaşınca güneşin son ışıklarını bir şeref madalyonu gibi boynunda taşıyan, sırt üstü yatmış, ayakları bazen havayı tekmeleyen kara bir kedi gördüm. Başta ürktüm, kedileri sevmezdim çünkü hiç ama onu biraz izleyince  kendimi buldum bu zavallıda. Evet dedim, bu kedi kesinlikle bana benziyordu. O da benim gibi bu dünyanın pisliği içerisinde debeleniyordu. Yanıma yaklaşan bir kağıt toplayıcısı dağıtmıştı dikkatimi, başta pek yüz vermedim ona fakat uzun süren sessizliği yırtarak:

— Ne oluyor ona? diye sordum.

— Ölüyor. dedi sadece, sadece ölüyor…

Haksızlık diye bağırdım. Bu zavallının burada ölmesini yakıştıramamıştım ona. Belki de diyorum şimdi kendi kendime onu kendime benzettiğim için üzülüyordum ve hak etmediğini düşünüyordum o pislikte çırpınmayı. Çıkardım onu, o konteynerden bir ağacın altına yatırdım. Bir damla su yok mu diye bakındım etrafıma, yoktu. Oturdum başında. Bilmiyorum ne kadar vakit, tek hatırladığım güneşin iyice batmış olduğuydu. Bir zaman sonra bir rüzgar yaladı alnımı, kedide titremeler arttı, sonra bir baktım bir daha kımıldamadı. Öylece bıraktım onu ağacın altında. Dönüp ardıma bakmaya cesaret edemedim. Dedim ya, kendime benzetmiştim onu belki  de ondan dokunamadım ona. O günden sonra asla başka bir kediye de dokunmadım, sevmezdim de zaten onları, gerçi tek sebebi de bu bu değildi. Beni, bana hatırlatan o mahluku da unutamamıştım asla. Sonra diyorsunuz şimdi, duyuyorum. Sonrasında pek bir şey olmadı. Birkaç tanıdığa rastlamamak için karanlık sokaklara saptım yine ışık olmazsa görülmeyeceğimi zannederek ama o zamanlar bilmiyordum ki ışık varken dahi kimse görmüyordu beni.

Avatar

Latest posts by Üçüncü Şahıs (see all)

Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.