Bilgisayar bilimlerinde “Hack” /hek/ adı verilen bir terim vardır. Hemen aklınıza bir internet sitesine düzenlenen saldırı veya kritik bilgilerin çalındığı bir siber operasyon gelmesin. Yazılım mühendisleri gündelik yaşamlarında bu tabiri kolaya kaçılan, zararlı çözüm yöntemlerine işaret etmek için kullanırlar. Yani, teknik bir sorunu emek gerektiren, zaman alan, fakat neticesinde yazılımdaki eksikliği güvenilir bir şekilde çözecek olan bir program yerine, oldu-bitti tarzında yazılan küçük kod parçalarına hack denir. Ortaya koyduğunuz çözüm yöntemi bir şekilde çalışmaya devam edecektir ama uzun vadede başınıza büyük belalar açması kesindir.
Sadete gelecek olursak, Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını okumak ülkemizdeki demokratik sorunları çözme adına kafa yorduğumuz yöntemlerin bir çoğunun aslında birer hack olduğunu görmemi sağladı. Grigory Petrov’un Finlandiya’daki toplumsal kalkınma hareketini anlattığı satırlar yıllardan beri tam ortasında durduğum bir ikilemin içerisinden beni koparıp aldı. Sizlere her seçim gecesi tekrar tekrar gündeme gelen emekli bir mankenin sözlerini hatırlatmak isterim.
“Benim verdiğim oy ile; ayak takımının, dağdaki çobanın oyu eşit olabilir mi?”
Yukarıdaki sözlerin dile getirildiği video haliyle yüzlerce farklı sosyal medya sitesinde bulunuyor ve bu sitelerde yapılan yorumlarda Aysun Hanım’ı destekleyen yorumların ezici bir biçimde karşıt görüşe galip geldiğini görüyoruz. Üstelik bu yorumlar ile halkın cahil kesimini aşağılık gören kimseler doktor, mühendis, öğretmen, avukat gibi yüksek öğrenim görmüş insanlardır. Diğer yandan, Türkiye’nin yaklaşık 10 yıldır her seçim akşamı tartıştığı bu ikilem, Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle beraber uluslararası bir boyut kazanmıştır. Öyleyse, demokrasinin olağan işleyişi esnasında ortaya çıkan bu sorunun esas sorumlusu kimdir? Finlandiyalı Öğretmen Snellman, bu soruyu şu şekilde cevaplıyor:
“Halkımızı unutmayınız!.. Sizler hepiniz, bu halkın arasından yetiştiniz. Oysa şimdi ne yapıyorsunuz? Yoksa halkımızın daha iyi bir konuma yükselmesi için çözümler mi düşünüyorsunuz? Halkımızı uyandırmak ve kültürel düzeyini yükseltmek için neler yapıyorsunuz?… Unutmayınız ki, halkın cehaleti, kabalığı, alkol düşkünlüğü, hastalıklı oluşu, sefaleti, kötü ahlaklı oluşu, bütün bunların hepsi sizin (aydın kesimin) kendi utancınız ve suçunuzdur!”
Bu sözleri okuduktan sonra “İşte! Zaman alacak, fakat demokratik sorunlarımıza kalıcı bir çözüm getirecek yöntem bu olmalı.” diye geçirdim içimden. Grigory Petrov, 1923 yılında yayınlanan kitabında geri kalmış Finlandiya’yı kültürel aydınlanma ile ayağa kaldıran Johan Vilhelm Snellman’ın deneyimlerini anlatıyor ve Finlandiya, günümüzde dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip ülkelerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Snellman’ın izah ettiği toplumsal aydınlanma yöntemlerini okurken, aklımdan sürekli şu soruyu geçirdim. Peki, ben Türkiye’nin aydınlanması için ne yapabilirim?

24 Haziran seçimleri bize şunu gösterdi ki, bu ülkenin refaha ermesi için gerekli yöntem için yanlış bir yol izliyoruz. Yani, mevcut düzenin sorumlusu olarak gördüğümüz AKP yönetiminin gitmesini tüm dertlerimize bir çare olarak görüyoruz. Sanki tüm yolsuzluklar, kötü eğitim sistemi, madenlerde can veren insanların dramı ve kötü olduğunu düşündüğümüz diğer bir ton sorun iktidarın değişmesiyle birlikte yok olacak. Bana sorarsanız, o seçim gecesine kadar çok inandığımız Muharrem İnce rüyası da bir hack’ten ibaret. Peşine takıldığımız kısayollar ile bu ülkeyi refaha ulaştırmamız mümkün değil. Çoğunluğun hemfikir olduğu yöntem hiyerarşinin tepesinden aşağıya doğru inmeyi amaçlıyor, fakat bizim aslında tam tersi istikamette yol almamız gerekiyor. Israrla ve azimle halkın tabanıyla irtibatta kalmalı, ekonomik güçlükler içerisindeki öğrencilere erişmeli ve onlara pozitif düşünce yöntemlerini aşılamalıyız. Daha birkaç ay öncesinin popüler tabiri olan dip dalga ancak bu şekilde nihayete erdirilebilir.
Bu düşünceler ışığında, aylardan beri alışkın olduğunuz bir gerçeği tekrar hatırlatmak isterim. Bir yılı aşkın bir süredir Wikipedia’nın erişimine izin verilmiyor, ama ekşisözlük engellenmiyor. Neden? Bir kez daha düşünün.
Sercan Leylek / OSLO