Bakkal Salih göründü. Az sonra köşedeki markete inat kepenklerini kaldıracak, alttan üç rafını parasızlıktan bir türlü dolduramadığı, dükkanının. Nergis hücre cezası alan kocasını görmeye gidiyor bu hafta da, görüşe izin vermeyeceklerini bile bile. Çocuklar karne heyecanıyla okula koşuyor, Mehmet biraz tedirgin. Ali, hamile karısının koluna girmiş sıkıca tutuyor. Doktor onları bekliyor. Beşinci çocuklarının cinsiyetini öğrenecekler birazdan. Bu kez erkek olacağından eminler. Az mı okuttular köyden yalvar yakar getirttikleri hoca karıya Fatma’yı.
Annesi ondan önce uyanıp balkon kapısını açmış. Rüzgarla birlikte sardunyaların kokusu doluyor odaya. Yaşlı kitaplarınkiyle birleşip burnuna çarpıyor. Ciğerlerini iyice bu kokuyla doldurmadan açmayacak gözlerini. Güneş çoktan doğmuş, gözkapaklarından içeri sızmakta ısrarcı. İzin vermiyor, sımsıkı kapatıyor gözlerini. Neyin mücadelesi bu? Kiminle dalaşıyor? Güneş ışıklarıyla mı, yoksa içine çektikçe kendinden geçtiği kokuyla mı? İkisi de değil… Etrafındaki her şey sıkıntı veriyor artık ona. Neden sabah oluyor? Neden kuruyup düşen yaprakları sardunyaların, yılmadan odasına doluyor ve her gün kopan yapraklara rağmen filizlenen çiçekleri tekrar tekrar izlemek zorunda kalıyor?
Gözlerini açtı. Solgun elleri çekiyor dikkatini. Gün ışığından rahatsız gözlerine siper etmek için onlara ihtiyacı var. Ne kadar zorlarsa zorlasın kendini, dinlemiyorlar. Çarpık, kalın parmaklarına bakakalıyor. Onlarla oynayamıyor garip sesler çıkararak, duvarın pütürlü yüzeyini hissedemiyor tam on yıldır. Düğmelerini kendisi ilikleyemiyor, sayfalarına dokunamıyor bir kitabın.
Yemek yaparken kesmeyi parmağını, düşünce dizini kanatmayı, yürümeyi, koşmayı -en çok da koşmayı, rüzgarın yüzünü yalamasına izin vererek- 320. sokağı geçip deniz kenarında çimlere uzanmayı, güneşlenmeyi; çocuklara özenip bisiklete atlamayı, uzaklaşmayı özledi… Yeni yollar yeni insanlar keşfetmeyi, kaybolmayı… Tuvalete gitmeyi bile özledi… Bunun için de başkasına muhtaç. Şu yataktan, odadan kurtulmak için neler vermezdi.
Ölemiyor bile tek başına! Sadece başını oynatabiliyorken bunu bile yapamıyor. Kendini yüksek bir tepeden atamaz, bir torba ilaç içemez ya da kesemez bileklerini. Tutsak balinalar gibi ölmeyi deneyebilir ama ardında bir mektup dahi bırakamayacak… Hiç özgürlüğü yok yani, ölme özgürlüğü bile!
Demir bir çubuk hayatı; dümdüz, gri… O ise eğip bükmek, yön vermek istiyor. Sivri köşeler olsun önemli değil. Ne bunu yapma ihtimali ne de gücü var. Yine de düşler kuruyor geceleri. Gerçekleştirme cesareti her şeye rağmen damarlarında dolaşıyor, göğsüne doluyor yeni alınmış nefes gibi. Sonra sabah oluyor. Önüne uğursuz çukurlar çıkıyor. Gündüzün işleri, gecenin düşlerine benzemiyor!
Günleri paradokslarla dolu. İçinden çıkamıyor. Debeleniyor, bir urganla bağlanmışçasına çaresiz, başaramıyor. Her şeyin içindeki o ‘muhtemelliğin’ gelip onu buluvermesini diliyor, dileniyor… Pandora’nın kutusunda tüm kötülükler uçup gittikten sonra geriye kalan tek şey gelmiş, fısıldıyor: ‘Haydi, bir düş kur!’ Onu kandırmasına bilmem kaç kez izin verdi, yeniden veriyor.
‘Yemyeşil tarlalarının içinden geçiyor. Bir izlek oluşturdu. Ardından gelen olursa yol olacak. Büyüyecek, genişleyecek, yeni yollar türeyecek etrafında. Kimse gelmezse ayak izleri silinecek, kaybolacak beklide oralarda… Bunları düşünme sırası değil! Beline varan buğdayların içinde koşuyor ellerini iki yana açmış. Kılçıklar batıyor her yanına, aldırmıyor. Kocaman bir gülümseme yüzünde. Dönüyor, düşüyor, kalkıyor… Koşuyor, culalar o koştukça kaçışıyor. Başaktan nehrin en karanlık yerine daldı, dansa başladı balıklarla, kutsandı. Aktı, aktı, aktı… Papatyaların denizine kadar… Kelebekler uçuşuyor etrafında. Mavi pullu bir gündüz kelebeği kondu eline. Bir dilek tuttu. Kanatlar dileğine varacak!’
Sokağın gürültüsü böldü düşünü. Tek eğlencesi, penceresine dikti gözlerini. Bir delikanlı iniyor yorgun merdivenlerini sokağın. Kumral saçları şiiri günün. Ela gözleri gülümsüyor sabaha. Adımları sokağın telaşından habersiz. Son basamakta durdu. Selam verdi kimsesiz çiçeğine merdivenlerin. Uzun yollar aşmış, bir sürü insanla bakışmış mavi gündüz kelebeği kanatlandı çiçekten, parmağına kondu delikanlının…