Kayıt Ol
Haz 16, 2019
141 Views
0 0

Miço ve görünen bizim köy!

Written by

Bilirsiniz, tarihte kökleri olan her milletin, karanlığa mum yakan, kendilerine özgü; Atasözü, Deyimi ve özlü sözleri vardır.
Edebiyatla ilgilenen, roman, hikâye, masal, makale, fıkra, söyleşi yazan kalem; zamanı/ zemini gelince, mumu yakar yolunu aydınlatır.
Fikre, düşünceye güç veren direktir deyim ve atasözü…
Direk dedim de Direk Vurmanın da bir özlü söz kadar etkili olduğunu söylemeyi geçiştirdim.
Eski Anadolu evleri, taş duvardan örülür, duvar üstüne ağaçtan uzun bir kiriş atılır, kirişi desteklemek için de orta yerine direk dikilirdi.
Tıpkı “Toros Dağları” sırtlarına kurulan Yörük çadırı misali!
Şimdi zaman değişti.
Yapı kolaylaştı, kiriş ve direk yerine beton kolon atılıyor.
Amacım ne İnşaatçılık etmek ne de inşaatın eski ve yeni tarihçesini yazmak.
Düşüncem başka.
Ciddi bir konuyu önünüze kek kalıpları içinde koymak ve yerken düşündürmek!
Elimden gelse binaların arasına direk dikerim.
Direkler arasında “Karagöz ve Hacivat” oynatır, İsmail Dümbüllü’ yâd eder, cennette kulaklarını çınlatırım.
Dümbüllü şimdi sağ olsaydı, hedefinde direk, kiriş, kolon değil, pusulasını kaybetmiş, ortaçağa doğru yanlış yol alan gemi olurdu!
Dümene geçmek için güverteye kaçak tırmanır, dümenciyi denize atar, rotayı limana çevirirdi.
Direkler arasına perde çeker, perdenin arkasında “Karagöz ve Hacivat” oynarken o ışıklarla perde üstüne “kral çıplak” diye pankart açardı!
Bizim sessizliğimizi saflığımıza, korkaklığımıza veriyorlar.
Biz ne kadar “kral çıplak”diye bağırsak, imam kendi bildiğini okuyor. O kendi ne duymak istiyorsa onu işitiyor, ne duyurmak isterse onu söylüyor.
İmam bildiğini okuyor da biz onlara mecbur muyuz?
Bizde kendi bildiğimizi okumalı ve de yazmalıyız.
Bizim mahallenin bir miçosu var, kendini süvari ve çarkçıbaşı zannediyor. Ne zaman sefere hazırlanan bir gemi görse, yelken direğine kene gibi yapışıyor.
Makine dairesinde şempanze gibi sağa sola zıplayıp duruyor.
Yolcu gemisi ne zaman açık sulara doğru yol almaya başlasa, miço yelkenleri indirip, dümeni orta çağın karanlığına doğru çevirmeyi başarıyor.
Yolculara, zaman tüneli içinde geçmişe yolculuk etmenin geleceğe yolculuk etmekten daha doğru ve isabetli olduğuna dair konferanslar düzenliyor.
Yolcu Gemisinin “Baş Ve Kıç” omurgasına “YENİ” diye bir yazı eklemiş! Orta çağ yeniçağdan önce vardı. Çağ açıp kapamak o kadar kolay mı?
Dünya âlem Güneş’in yörüngesi dışında yaşanabilir yeni yıldız ve yaşam merkezi ararken Bizim gemi, şaşkın ördek misali kıçın kıçın geriye 15. Yüzyıla doğru yüzüyor.
Laf ebesi işbaşında!
Dümeni, hokkabazlıkla ve ilizyon’la elinde tutmanın hesaplarını yaparken, Nasrettin Hoca’nın gerisine nişadır sürülmüş odun yüklü eşeği gibi oraya buraya seğirtip duruyor.
Zaman makinesi hikâyeleri ve yoksul bedevi masalları ile yolcu gemisini ortaçağ karanlığına sürüklemeyi sessiz devrim diye yutturmaya çalışıyor.
Atalarımız diyor ki “Eskiye itibar olsaydı, bitpazarına nur yağardı”. Milleti bitpazarına muhtaç eden mürettebat, açık sularda, dalgalı denizde rotasını kaybettiğinin farkında değil.
Çarkçı başı makine dairesinde ne olup bittiğinden habersiz!
Süvari gemi sevk ve idaresinden bi haber!
Dümen kamarot ve miçonun elinde!
Haksız mıyım İsmail Dümbüllü’yü yâd etmekte ve kulaklarını çınlatmakta?
Hal ve gidiş bu kadar vahim iken, dönemin yaşayan meddah ve saray soytarıları, ellerinde kıl fırça önlerinde zeytinyağı fıçısı, süvariyi durmadan yağlıyorlar.
Görenler de süvari “Kırk Pınar”da yağlı güreşe çıkacak zanneder.
Yolcu güvertede şaşkın ve telaşlı!
Gözleri sığınacak emin bir liman, ayaklarını basacak sağlam bir toprak parçası arıyor.
Yolcunun paniği, korkusu süvarinin umurunda değil!
Onun aklı bitpazarında.
Bir dönem daha süvariliği garantilerse Baş ve Kıç’a “Yeni” yazdığı gemiyi götürüp bitpazarında elden çıkartacak!
Dümeni ele geçiren “miço”nun ağzı kulaklarında, açık Deniz’de dümen tutmanın keyfiyle kendini faresi olmayan köyde kaval çalan çoban zannediyor.
Lafı çok uzatmanın ne anlamı var?
Atalarımız “Görünen Köy Kılavuz İstemez” demiş.
Mademki köy göründü, mesafe bir kurşun atımı , siz de görünen köye kılavuz istemeden gidebilirsiniz.
Yolunuz açık olsun gayrı!

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Felsefe

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.