Kayıt Ol
Mar 21, 2015
3257 Views
0 0

MİSK ve AMBER

Written by

unnamed (6)

Sabaha karşı ağlayarak uyanmıştı Ali.Gördüğü rüyanın etkisiyle hiçbir şey yapmadan yatağında bir süre oturdu.Sonra düşünceli bir şekilde yüzünü yıkadı.Abdest alıp sabah namazını kılmalıydı.Ancak rüya bir türlü aklından çıkmıyordu.

Ali onsekiz yaşında,liseden yeni mezun olmuş,mahzun bir gençti.Babasını daha doğmadan kaybetmişti.Yüzünü hiç görmediği babasının mezarına gider,uzun uzun sohbet eder,hüzünlenir ve ağlamaya başlardı.Ali onsekiz yaşına kadar annesi ile yaşadı.Annesi Ali’ye her yönden destek olmaya çalışır,en güzel şekilde eğitim görmesi için uğraşırdı.Dini eğitimlerine de çok önem vermiş ve Ali’yi hayata en iyi şekilde hazırlamaya çalışmıştı annesi.Ali’ye göre annesi hep tebessüm eden,etrafına neşe saçan bir kadındı.Sadece babasını düşünürken ve aklına Medine düştüğünde hüzünlenirdi.Ali annesine söz vermişti.Para kazanıp biriktirecek ve beraber Medine’ye gideceklerdi.Ama olmadı.Annesi Ali’den sır gibi sakladığı hastalığı nedeniyle üç ay boyunca hastanede yatmış sonra hayata gözlerini yummuştu.Gül’dü annesinin adı. Ali her ay annesinin kabrini ismi gibi güllerle donatır ve Cennet’te gül bahçesinde olması için dua ederdi.

Karar vermişti Ali. Medine’ye gidecek,annesi ile kurdukları hayali gerçekleştirecekti.Annesi için Peygamberimizin kabrini ziyaret edecekti.Sonra düşünmeye başladı.Nasıl gidecekti?Hangi parayla?Annesinin onun eğitimi için biriktirdiği para geldi aklına.Söz vermişti ama üniversiteye kendi çabalarıyla da gidebilirdi.Önce rüyasını gerçekleştirmeli ve içi rahat ederek geri dönüp eğitim almalıydı.

Ali valizini hazırlayıp son defa gözden geçirdi.Zaten pek bir şey almamıştı.Sonra bir an aklına bir soru düştü Ali’nin.Efendimizin yanına boş mu gideceğim diye düşünüyordu.Öyle ya,Efendimiz,”Kim vefatımdan sonra hac vazifesini yerine getirir ve benim kabrimi ziyaret ederse,beni hayatta iken ziyaret etmiş gibi olur.”demişti.Ziyarete gidilir de hediye götürmemek olur muydu hiç.Ama ne götürmeliydi.Yine gönlüne bir sözü ilişiverdi Hz.Muhammed(sav)’in.”Bana dünyadan üç şey sevdirildi.Namaz,kadın ve güzel koku.”diyordu.Evet.Diğer ikisini götüremese de güzel koku götürebilirdi.Ancak burada söylenen güzel koku alimlere göre misk ve amberdi.

Ali hemen araştırmaya başladı.Misk kokusu,Tibet ve Moğolistan’ın Tonkin Dağları eteklerinde yaşayan musk geyiği ismindeki hayvandan elde ediliyordu.Musk geyiğinin erkeğinde,eş bulabilmek için karın derisinin hemen altında ve yumruk büyüklüğünde bezler bulunuyordu.Musk geyiği salgısını etraftaki ağaçlara işaret bırakmak için sürüyor ve ağaçta tabaka oluşuyordu.İnsanlarda o tabakayı sıyırıp misk kokusunun hammaddesini elde ediyorlardı.Ancak musk geyiklerinin nesli tükenmek üzere olduğu için koruma altındaydılar.Amber Hisdistan,Çin,Japonya,Amerika,İrlanda gibi ülkelerin denizlerinde bulunuyordu.Amberin kaynağı hakkında çeşitli rivayetler vardı.Gerçek ise ispermeçet denilen bir balina türünün mürekkep balığını yemesi sonucu bazı rivayetlere göre dışkı veya kusmuğunun su yüzüne çıkması,orada katılaşması ile elde ediliyordu.Parfüm endüstrisinin hammaddesi olarak kullanılmaktaydı.Ancak ikisini de bulmak çok güçtü.

Ne yapmalıyım diye düşünüyordu Ali.Vazgeçmek istemiyordu.Efendimize götüreceksem tabiki zahmetli ve kıymetli olmalı diyerek kararını verdi.Önce Moğolistan’a misk için gidecek sonra Hindistan’da amberin peşine düşecekti.

İlk olarak Moğolistan’a Tonkin Dağları eteklerindeki Musk geyiklerini korumaya aldıkları tesise gitti.Oraya vardığında hayal kırıklığına uğramıştı.Zaten zar zor bulmuş,şimdi ise görevliler ile anlaşamıyor çat pat ingilizcesi ile derdini bir türlü anlatamıyordu.En sonunda ingilizceden anlayan yetkili gelmişti.Pür dikkat Ali’yi dinliyor,arada tombul yanaklarının gizlemeye çalıştığı gamzeleri görünüyor ve siyah çekik gözleri doluyordu.Bir süre sonra konuşacak ve bunun mümkün olmadığını,Ali’nin hayali için ne kadar yardım etmek istese de yetkisinin yetmediğini üzülerek anlatıyordu.Ali anlamıştı.Vazgeçmeli ve geri dönmeliydi.Sevecenliği ve anlayışlılığı ile görüntüsüyle bile insana güven veren şişman Moğolistanlı yetkiliye teşekkür etti  ve tesisten boynu bükük ayrıldı.

Ali ormanlık alanda uzakta görünen birkaç evin ortasından geçen yolda hayal kırıklığıyla baş ederek yürümeye çalışıyordu.Sonra bir ses duydu.Ses değil iniltiydi sanki.Ancak nereden gelebilirdi ki?Burada kimseler yoktu.Yaklaşık elli metre ilerdeydi evler.Yürümeye devam ediyor ancak sesi unutamıyordu.Evlere yaklaştığında aynı sesi tekrar duydu.Evlere yaklaştıkça ses daha net geliyordu.En sonunda sesin geldiği evin önünde durdu.İçindeki merak duygusuna yenik düşüp bahçeye adım attı.Kapı dokunduğu an açılıverdi.Zaten sağlama benzemiyordu.İçeri girdiğinde yatağında yatan ve ağlayan yaşlı kadını görmesi uzun sürmemişti.Kadın ve Ali birbirlerine şaşkınlıkla bakıyor,Ali’nin gözleri dolarken kadının gözleri yardım bekliyordu.Ali kadına “Ne oldu,iyi misiniz,neyiniz var?”gibi sorular soruyor ancak kadın Moğol olduğu için anlamıyordu.Bir süre birbirlerine kendi dillerinde birşeyler söylediler ve sonra sessizlik oldu.İşte şimdi sadece gözler konuşuyordu.”Hastayım.Yaşlı ve yatağa bağlı yaşayan bir kadınım.Bir kızım vardı ancak üç gündür gelmiyor.Başına bir şey mi geldi diye endişeleniyorum.Başucuma her zaman bırakıp gittiği sürahide su bitti.İlaçlarımı içemiyorum.Ağrılarım var ve çok açım.”diyordu yaşlı kadın.”Hastasınız galiba teyze.Kimseniz de yok gibi görünüyor.Yaşlısınız da.Kimseniz yok mu?Size bu güne kadar kim baktı?”diye gözleriyle cevap arıyordu Ali.Hemen mutfağa gitti.Bir bardak su ile geri döndü ve teyzeyi doğrultup içirdi.Çekik gözleri buğulanan yaşlı kadın çelimsiz vücuduyla minnettar ve bir o kadar mahcuptu.Zira yatağını pislettiği için ev çok kötü kokuyordu.Ancak Ali sanki koku yokmuşçasına rahat nefes alıp veriyor yaşlı kadının etrafında seferber oluyordu.Annesine üç ay bakmıştı ve ne yapacağını iyi bildiği için zor olmamıştı.Kızının yapacağı neredeyse her şeyi yapmış,yaşlı kadın ne kadar mahcup olsa da engellemesine izin vermemişti.En son mutfakta bulduğu şeylerle birşeyler yapıp yedirmiş ve alış veriş yapmak için geldiği yerdeki markete gidiyordu.Eve uzak olsa da yapmalıydı.Çünkü mutfakta hiçbirşey yoktu.

Geri döndüğünde evden bağrışmalar geldiğini farketti.Korkarak içeri girdiğinde yaşlı kadın ağlayan bir kızı azarlıyor ve kendi de ağlıyordu.Ali ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve bu arada kendisine korkuyla bakan beş yaşlarındaki küçük kıza bakıyordu.Anlaşılan bu kız yaşlı kadının torunuydu.Elindeki poşetleri bırakıp yaşlı kadının ve ağlayan kızının yanına gitti.Yaşlı kadın kızını azarlıyor ve Ali’yi göstererek birşeyler söylüyordu.Ali çantasını alıp gitmeye hazırlanıyordu ki kadın kızına birşeyler söyledi.Bunun üzerine kızı bir kutunun içinden şişe çıkardı ve Ali’ye verdi.Ali anlamaz bakışlarla kadına bakıyor ve şişeyi alamayacağını anlatmaya çalışıyordu.Yaşlı kadın Ali’nin anlamayacağını bile bile”Bu bana eşimden hatıra kaldı.Sana teşekkür ve şükranlarımı sunmak için verebileceğim başka birşeyim yok.Sen bana bir iyilik yaptın.Ben de sana bir hatıra bırakmak istiyorum.Bunu almanı ve hep beni hatırlamanı istiyorum.”

Ali yolda yürürken elindeki ufak şişeye hala şaşkın şaşkın bakıyor ve bunun nasıl olabildiğine anlam vermeye çalışıyordu.Tam vazgeçmek üzereyken bir yaşlı kadının eliyle umudunu yeniden kazanmıştı.Elindeki misk kokusu ile ilerliyor ve Hindistan’a nasıl gideceğini düşünüyordu.

Bu sefer araştırma yapmış ve bir arkadaşının Hindistan’daki akrabasının yanına gidiyordu.Bir rüya sayesinde yollara düşmüş ve hayalini gerçekleştirmek umuduyla düşüncelere dalmıştı.Bir ara aklına rüya geldi.Çok güzel bir rüyaydı.Rüyasında annesini görmüştü.Annesi Medine-i Münevvere’de,Hz.Muhammed(sav)’in kabrinin önünde diz çökmüş oturuyordu.Ali annesinin yanına oturup ona doğru baktığında annesi “Seni bekliyordum.”dedi.”Biraz daha erken gelebilseydin onu da görecektin.Neden geç kaldın Ali?”diyordu hüzünle.Sonra uyanmıştı Ali.Yine gözleri doluyor ve annesini ne kadar özlediğini hatırlıyordu.

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de havaalanında ilerliyordu.Emre’yi görür görmez tanımış ve hemen kendini tanıtmıştı.Taksiye doğru giderlerken Emre’nin burada Amerika’nın giyim şirketinde çalıştığını öğreniyordu.Kendisini kısaca anlattı ve Emre’nin evine doğru yola koyuldular.Emre tek başına yaşıyor ve kısa zamanda Türkiye’ye ailesinin yanına dönmek istiyordu.Ali’ye göre daha uzun ve iri yapılıydı.Hindistan’ın rengarenk büyüsü içinde Emre’nin sevecen tavırları ile Ali rahatlamıştı.Emre’nin mavi gözlerine bakıyor ve anlattıklarını pür dikkat dinliyordu.Emre Ali’ye göre daha sarışın,Ali ise siyah gözlü esmer bir çocuktu.Emre ancak yarın anlattığı arkadaşını tanıştıracağını söylüyor ve söylediği Hintlinin bir parfüm şirketinde çalıştığı için daha kolay olacağını belirtiyordu.Ali Emre’ye çabucak ısınmış önceden de tanışıyorlarmışçasına samimi davranıyordu.Emre’nin evine geldiklerinden beri konuşuyorlardı.Şimdi yorgunlukla hazırladıkları yemeği yiyorlardı.Emre artık yatmasını söylemiş ve yarın büyük gün diye eklemişti.

Ali sabırsızlıkla geldikleri şirketin koridorunda dört dönüyor,Emre’nin teskinlerine rağmen yerinde duramıyordu.En sonunda Emre’nin arkadaşı gelmiş ve zor olacağını ancak ayarlamaya çalışacağını söylüyordu.Ali elindeki para miktarını söylediğinde Emre ve arkadaşının aralarındaki bakışmaları görmezden gelemedi.Ancak güvenmek zorundaydı.Eve döndüklerinde Emre hemen geri döneceğini söyleyerek dışarı çıktı.Ali vakit geçirmeye çalışıyor ancak bir an önce amberi de alıp Medine’ye gitmek istiyordu.En sonunda namaz kılmak için abdest aldı ve namaza durdu.Dua ettikten sonra Kuran aradı ancak bulamadı.Emre’ye gelince bunu söylemeli ve bir Kuran hediye etmeliydi.Ancak Emre gece olmasına rağmen gelmedi.Ali ise artık uyuması gerektiğini biliyor ancak bir türlü uyuyamıyordu.En sonunda uyuyamayacağına karar vererek çantasını açtı.Misk kokusunu merak etmesine rağmen açmamıştı.Artık dayanamıyor ve açmak istiyordu.Ama bir türlü bulamadı.Misk yoktu.Parası da öyle.Nasıl olur diye düşünürken aklına Emre geldi ancak inanmak istemiyordu.Ali çaresizce iki gün bekledi.Ancak Emre gelmiyordu.En sonunda vazgeçti ve çantasını alıp çıktı.Ama nereye gidebilirdi ki?Hiç parası yoktu.Değil uçak bileti otobüse dahi verecek parayı bulamazdı.Ağlamak istiyor ancak onu da beceremiyordu.Sinirlenemiyor ve korkusunu bastırmaya çalışıyordu.Ümitsizce yürüdü.Yeni Delhi’nin hareketli sokakları hava kararınca daha da kalabalıklaştı.Ali kendisine geldiğinde dar bir sokak arasında olduğunu farketti.Bir inilti duyuyordu.Yine mi diye düşünerek ilerlediğinde gördüğü manzar karşısında adeta donup kaldı.Emre kanlar içinde yerde yatıyor ve inliyordu.Hemen birilerinden yardım istedi ve Emre’yi apar topar hastaneye kaldırdılar.

Emre iki gün sonra gözlerini açtığında karşısında Ali’yi beklemiyordu.Ali yarı kızgın yarı üzgün Emre’ye bakıyordu.”Neden?”diye sordu.”Önce beni arkadaş olduğuna inandırdın.Paramı ve miski çaldın.Sonra ise karnından kurşun yemiş vaziyette seni buldum.” diyerek sitem ediyordu.Emre herşeyi anlatacağını söyleyerek söze önce özürle başladı.Kumar borcu vardı.Hem de yüklü bir kumar borcu.Ali’yi bu yüzden kabul etmiş ve parası olduğunu duyunca harekete geçmişti.Ancak sen benim hayatımı kurtardın diyerek bitirdi sözünü.Ali’ye affetmesi için yalvarıyor ve parayı bulacağını söylüyordu.

Aradan bir ay geçmiş Ali kandırılmakla kalmamış kendini kandıran insana refakatçi bile olmuştu.Ancak Emre ile araları düzelmiş ve beraber Türkiye’ye dönme kararı almışlardı.Havaalanına doğru ilerlerken Ali’nin içinde bir hüzün vardı.Sözünü yerine getiremiyor ve hayallerini Hindistan’da bırakıp dönüyordu.Pasaportlarını göstermek için sıraya girdiler.Sıra Ali’ye geldiğinde Emre öncelik istedi ve işlemini tamamlayıp Ali’ye onun uçağının bir saat sonra olduğunu söyledi.Çünkü Ali Medine’ye giden uçağa binecekti.Emre cebinden misk şişesini çıkarıp onu sakladığını ve gitmesi gerektiği yere gitmesini söyleyerek Ali’ye uzatıyordu.Ali ve Emre gözyaşları içinde ayrıldılar ve Ali Medine’ye gitmek üzere uçağına ilerledi.

Medine’ye ayak basar basmaz kendini peygamberimizin kabrinde buldu.İşte gelmişti sonunda.Biraz geç kalsa da hayallerine kavuşmuştu.Ali bir adım atıyor ve kabri görür görmez düşüyordu.Sanki o an bütün zaman akmış ve geriye zamandan eser kalmamıştı.O an herşey durmuş,herşey susmuş ve tek bir ses duyulmuştu.

“Ali aslında peygamberine koku getirmemişti.Miski getirdiğini sansa da aslında merhameti ve yardımseverliği hediye ediyordu.Amberi getiremese de aslında hayatta sadece kendi hayallerini değil başkalarının hayallerini gerçekleştirmenin önemini hediye ediyordu.”

Son olarak şöyle diyordu ses.”Ali.İnançlı,merhametli,sözünü tutma uğruna herşeye katlanan genç.Son nefesini peygamberini görerek veriyor ve kırılan misk kokusu ile hayata gülümseyerek gözlerini kapatıyor.Hayatı,misk kokusu gibi adeta herkesin burnundan geçip kalbine ulaşıyor.”

Meltem Çakır

Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerinde yalnızca bir harf olmaya çalışan, Mehmet Akif Ersoy'un yazılarındaki hüsranlara dokunmaya çabalayan, hayat mı anlamsız yoksa fikirler mi semalarda başıboş dolaşan diye kafasında bitmez fırtınalarla yaşayan bir garip insancığım ben. Yalnız edeb-iyatla uslanan.
Avatar

Latest posts by Meltem Çakır (see all)

Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.