En güzel aşk platonik olandır. Nar var soyarsan? Ben üşeniyorum. Ama belki… “Nasılsın?” dersen şöyle gerçekten bilmek isteyerek iyi olup olmadığımı, içtenlikle, gönlünden kopartarak her zerresini… Üşengeçliğim geçer… Üşengeçliğim geçer ve soyarım narı… Soyarım ve ağzına… Hayır ağzıma… Baştan başlıyorum tamam. Narı alıyorsun buzdolabından. Kutuplarını kesip eksenine paraleller çiziktiriyorsun gövdesinin, portakal çiziktirir gibi… O arada “Nasılsın?” diyorsun kalbinden taşırtarak… Bıçağı alıyorum elinden. Kan damlıyor bıçaktan. Aortunu delmişsin narın… Hayır benim… Aortumu delmişsin soyarken… Nar fışkırıyor sol göğsümden kıpkırmızı… Hayır kan… Fışkırıyor… Kırmızı… Ruj sürmüşüm, o da kırmızı. Diz çökmüşüm önünde, yine kırmızı. Ağzım… Nar dolduruyorsun ağzıma… Ben kanarken… Sen… Ben kanarken sen… Nar… Dolduruyorsun ağzıma.