Bir tedirginlik,yok tedirginlik değil de bi hava boşluğu,boşluk değil de bir kalemin bitme hali,bitmek değil de yeni bi kalemle tekrar başlamak.İşte bunların hepsi birden.Bir gereklilik değil,bi fazlalık değil, eksiklik hiç değil. Sen bu değillerin hiçbirisisin.Ama ne olduğunu da bilmiyorum. Bi ton değil,değil,değil. Ama ne?
Bi kilo pamuk mu daha ağırdır, yoksa bi kilo sen mi benim o eski küflenmiş,kırmızı terazimde.
Belki de sen değil de asıl şu üstümdeki ağırlık ne?Yazdıkça biraz olsun hafifliyorum, biraz gülümsüyorum, biraz geçiyor üstümdeki titreklik. Her şey biraz azalıyor;ben,gördüğüm alan,içime alabildiğim hava ve gökyüzü.
Tırnaklarımı geçirmek istiyorum kendime,kendim aracılığıyla sana.Bu eksiklik nedir?Komik tanımlayamamak.Her şeyi tanımlamaya hevesli benim gibi biri için. Bazen diyorum ki bırak, bırak öylece kalsın orda tanımlama, savaşma, görmezden gel ama içimdeki denizde yüzeye çıkıyor her şey.
İtiraf etmem gerek itiraf edemediğim şeyi galiba.Filmlerde öyle oluyor ya.Ama yapamıyorum unutuyor zayıf hafızam her şeyi. Sonra tekrar hatırlamak en sinir bozucu yeri.
