Kahve göllerinde yüzen leziz kanatlı kuğulara bakarak yazdığın aşk şiiri şu an ölmek istiyor, bil istedim.
Arkandaki yeşil, temiz ormanı övemezken sen daha, doğanın en karmaşık canlısının en karmaşık duygularından birini nasıl anlayabilirsin ki? Sana göre bu duyguyu anlayabilmek göz kapaklarının altındaki yazıları okumaktan mı ibaret? Yoksa gerçek anlamda her harf ile yaptığın bir tartışma mı?
Her bir harfin her bir çizgisi ayrı bir sonsuzluk olmalı ki yarattığın şey sonsuzluklardan oluşan bir ölümlü olabilsin. Ancak sen ölümlü harfler kullanırsan daha ilk kelimenin ilk hecesinde, ölümsüzlükle lanetlersin o masum canlıyı.
Hayatın boyunca çekersin bu acıyı. Sorgularsın kendini sürekli, acı ile kıvranırken çamurlu çimenlerin arasında.
Atarsın kendini evine. Çünü bilmezsin ki o ev senin sonun olacaktır. O ev senin yaratacağın şeylerin mezarı olacaktır.
Lanetlenmişsindir artık. İnançsız tanrılar tarafından aciz bile olamayacak bir seviyeye düşürülmüşsündür.
Bu hatayı yapan herkes tekrar dirilene kadar bu laneti taşımak zorundadır. Tabi ışığın içindeki karanlığı gören kişiler dışında…
Işığın içinde kör olmamış insanlar görebilirler ancak zerre kadarcık karanlığı. Bu karanlık öyle bir karanlıktır ki kör içinde göz görse gitmez, dilsiz içinde dil bulsa almaz…
İşte bu karanlık bizim evimizdir. Bu karanlık bizim asıl yaratıcımızdır. Bu karanlığın içine girdik mi çıkması çok kolaydır. Bu yüzden asla çıkmak istemeyiz. Karanlığa yalvarırız bizi daha çok içine alması için. Ancak o bizi ne olursa olsun reddeder. O bizim şevkat dolu annemizdir çünkü. Hangi anne olan anne çocuklarının ızdırap çekmesini izlemek ister ki?
Ancak bu ızdırap bizim için en tatlı şerbetten daha tatlı, en acı biberden daha acıdır. Bu ızdırap bizim alamadığımız her nefes, bakamadığımız her varlıktır.
Bu karanlık bizim mürekkebimizdir. Cennet beyazı kağıdımızın üstündeki o siyah noktadır. Her şey onunla başlar ve biter.
“Lütfen kağıdımı tamamen karanlıkla kuşat.” Deriz annemize.
“Olmaz.” Der annemiz başımızı okşarken. “Eğer kağıdın karanlıkla kuşatılırsa diğer renkleri asla tanıyamazsın.”
“İyide ben diğer renkleri tanımak istemiyorum ki.” Deriz annemize bakarken başka dünyaların gözleriyle.
“O zaman…” Der annemiz var olamayacak bir bilgenin sesi ve bakışlarıyla. “Karanlığın gerçekte ne olduğunu daha öğrenmemişsin.”