Kayıt Ol
May 15, 2019
220 Views
1 0

Omnia Mutantur Nihil İnterit

Written by

Kısa saçlarım birdenbire uzamıştı. Çok zaman mı geçmişti yoksa? Zaman da anlık bir yanılsamanın izdüşümüydü. Denize bakan salonumun penceresinden martılara göz kırpıyor sıcak kahvemi yudumluyordum. Bugün yeni ev arkadaşım gelecekti, onu bekliyordum. Üniversite hayatımın son yılının son dönemindeydim. Sanki o da saçlarımın bir anda uzayışı gibi bir çırpıda bitecek gibiydi. Kimya bölümünü bitiriyordum, yine bu da benden çok alakasızdı. Hayalimdeki meslek oyunculuktu, onu da zamana bırakmalı derken kendimi teslim ederek başkasına bırakmıştım. Kapım çalındı. Tam o sırada inci kolyem yere düştü, “Bir dakikaaa!” diyerek kolyemi yerde sürüne sürüne aramaya başladım. Sanki çok minikti ve yer yarılmış, içine girmişti. Kapı ısrarla çalmaya devam ediyordu. Sinirlenip kapıya doğru yürüdüm. “Patlar mısın biraz beklesen?”

Kapıyı hışımla açıp, açtığım gibi de donakaldım. Karşımda kabarık saçları, kilolu haliyle adeta kapıya sığmaz görünen bir genç kız vardı. Ben onun yanında sivrisinek gibi kalıyordum. Okuldaki bir arkadaşımın aracılığıyla “gelsin bir konuşalım” diyerek kabul etmiştim. Ben ona, o bana, ikimiz de birbirimize şaşkınlıkla bakıyorduk. Beni iterek içeri girdi, neye uğradığımı şaşırdım.

“N’apıyorsun sen?!”

Sinirlenmiştim.

“İki saattir kapıda bekliyorum.”
“Pardon da, sen kimsin bana atarlanıyorsun. Toplamışsın valizini gelmişsin, saçma sapan hareketler… şimdiden anlaşamayacağımız belli oldu.”

Koltuğa adeta çöktü ve cebinden sigarasını çıkardı.

“Heeey! Bu evde sigara içmek yasak. Dur bakalım…”

Oflayarak sigarasını tekrar cebine koydu.

“Ben, yıldız… Anlaşacağımızı umuyorum. Dert etme, ilk tanışmalar hep böyledir. Sen de reyhandın sanırım, öyle değil mi?”

Sağ kaşını kaldırarak sevimli bir hava yaratmaya çalışarak gülümsedi ve kalkıp, tokalaşmak için elini uzattı. Ben ise kollarımı bağlayarak öfkemin hâlâ geçmediğini belirten bir tavırla ona bakıyordum. Elimi uzatmayınca elini indirip “Peki, sorun değil… kiranın yarısını da getirmiştim ben. “

Göz kırpıp çok aç olduğunu söyleyerek mutfağa gitti. Tam bir manyaktı! Mutfağa gidiyor olmasına şaşmamak gerekirdi.

Saatlerce odama kapanarak onunla muhatap olmamaya çalıştım. Onu kabul etmekle büyük bir hata etmiştim. Yarın sabah Aysel ile konuşup bu durumu çözmesi için ondan yardım istemeliydim. Dişlerimi fırçalayıp soğuk bir “iyi geceler” temennimden sonra odama çekildim bir kez daha.

Alarmın çalmasıyla birlikte rutin yataktan düşmek eylemimi gerçekleştirerek her zaman yaptığım öfke nöbetlerimden birini kustum. Giyindim, mutfağa gidip bir şeyler atıştırmak için holden mutfağa adımımı atışımla çığlık atışım bir oldu.

“Sen de kimsin? Yıldıııız, yıldııııız! Eve bir de arkadaşlarını mı getiriyorsun? Derhal defol git kızım evimden, senin gibi ev arkadaşıyla işim olmaz benim.”

Karşımda duran çıtı pıtı ve saçları beline kadar uzun olan kız, gülerek sakin olmamı istiyordu.

Çantamla ona vurmayı düşündüm ama şiddet yanlısı bir insan değildim ve şiddetin hayvanlara dahi özgü olmadığını, şiddeti uygulayanın en adi canavar olduğunu düşünürdüm.

“Sakin ol… sakin… Ben, yıldız…”
“Ne, ne diyorsun sen? Onun ikiz kardeşi falan mısın?”
“Hayır, hayır. Ben, yıldız… yeni ev arkadaşın. Dün gördüğün kişi yani.”
“Saçmalama, sen dalga mı geçiyorsun, dün gördüğüm iki evin alacağı kadar bir insandı. Sen ise…”
“Sakin ol, gel bir su iç, konuşalım.”

Bana kendi elleriyle su doldurarak beni salondaki ikili koltuktan birine yavaşça oturttu.

“Omnia mutantur, nihil interit.”

O,bu cümleyi söylerken ona anlamsızca baktım.
“Ne diyorsun sen, ne saçmalıyorsun, akli dengen yerinde mi senin?”
“Omnia mutantur, nihil interit!”

Bu kez, söylediği cümleyi daha yüksek sesle söyledi. Yerimden kalktım ve daha fazla tahammül edemeyeceğimi düşündüğüm için kapıya doğru yöneldim.

“Omnia mutantur, nihil interiiit!”

Kapının koluna uzanırken arkamı döndüm ve “ne saçmalıyorsun sen?” diyerek bu kez ben yüksek sesle bağırdım ona.

Kıkırdayıp “gel, anlatacağım.” diyerek beni zorla içeri aldı.

“Ovidius söyler. Onun güzel bir deyişidir. Yani, şunu demek ister: her şey değişir, ama hiçbir şey yok olmaz. Bu sözünü benimsediğimden beri her gece yatağıma yatıp sabah uyandığımda başka birine dönüşüp, değişiyorum.”
“Sen delisin!”

Ayağa kalkıp onu kolundan tutarak dışarı atmak için götürmeye çalıştım.
“Defol seni gözüm görmesin, manyak. Ruh hastası! Her şey değişir, ama hiçbir şey yok olmazmış. Sen de mi yok olmayacaksın yani? Öyle mi sanıyorsun? Her şey değişir evet, ama başkalaşsa bile miadını doldurup sona erer. Sonunda sen de ben de kalmayız.”
“Ben felsefeciyim kızım…”
“Ah! Anlıyorum, çatlaklığının sebebi belli oldu.”
“Felsefecilere hakaret mi ediyorsun?”
“Hayır, asla. Sadece, körü körüne inanan ve buna da felsefe diyenlere, yani sana söylüyorum. Felsefe, körü körüne inanmayı gerektirecek bir disiplin değil. Sorgu ister, sual ister. Sen kendini, kendi algında yarattığın şekilde görmeyi dönüşmek ve yok olmamak sanıyorsun.”
“Peki, benim gördüğümü sen de görmüyor musun? Dünkü kız mıyım ben?”

Sinirlenip odasının kapısını açmak için hareket ettim.
“Dur! Napıyorsun?”
“Dur şurada!”

Odasına girdiğimde valizinin üstünde adeta kilolu bir insan yaratmak İçin uğraş sarf edildiği bariz belli olan eşyalar vardı. Bir ben eksiktim. Yanaklarını şişman göstermek için bile pamuklara ihtiyaç duymuştu. Gördüklerimi gördüğümü fark ettiği gibi koşmaya başladı.

“Sen delisin. Çabuk defol evimden! Zaten kilolu değilmişsin ki. Seni numaracı seni! Dönüşmek başkalaşmak yok olmamakmış. Sen düpedüz kafayı yemişsin. Şimdi şuracıkta deprem olsa sağ kalabilmek oranını hesapla, büyük bir depremde dönüşür müsün yoksa öte taraftakilerle sevabını günahını bölüşür müsün… git kızım, ev sahibiyle de konuşacağım. Seninle olmak istemiyorum ben.”

Sesini bir an için çıkarmadı ve sonra
Omnia mutantur, nihil interit diyerek eşyalarını valize topladı.

“Son çarem sendin. Kime gitsem sokakta kaldım bir zaman sonra, kimse beni istemiyor. Böyle bir şey yaparsam olağanüstü güçlere sahip olduğumu düşünüp benimle arkadaş olursun diye düşündüm.”
“Kendin olsaydın böyle gereksiz oyunlara gerek duymazdın. Kusura bakma ben seninle aynı evi paylaşamam.

Valizini alarak kapıya doğru yöneldi.
Son bir kez bana bakarak “omnia…” dedi ki onu hemen susturdum.

“Sakın, sakın… her şey dönüşür evet; ama kalben, ruhen… gel bakalım kaçık seni! Sana son bir şans veriyorum eğer düzgün bir ev arkadaşı olursan. Anlıyor musun? Haydi bakalım, anlaşmazlığımızın dönüşmesi adına, tekrar merhaba.”

Elimi uzattım. Elini uzattı. Dün dikkat etmemiştim, elleri ipinceydi; körlüğüm de dönüşebilse hayat çok daha kolay ve enayiliğimden uzak olabilirdi…

“Merhaba, adım gerçekten yıldız…”

Kıkırdayarak valizini taşımasına yardım ettim…

Dilara AKSOY

Latest posts by Dilara AKSOY (see all)

Article Tags:
Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.