
Herkesin iyi kötü bir hayat felsefesi vardır öyle değil mi? Bu hayat felsefesi denilen olgu ne meret bir şeydir ki, insanları bazen vezir bazen de rezil etsin, Kimi zaman iki arkadaşın arasını açabilirken, kimi zaman da en azılı iki düşmanı can ciğer kuzu sarması şeklinde kol kola gezdirsin, yani uzun lafın kısası, hayatın koşuşturmacası içindeki herkes, kendi düşüncesiyle bir değer ifade ettiğinden olsa gerek, kendi düşüncesinin haklı ve makul argümanları olduğuna kendisini körü körüne inandırmıştır. Durum böyle olunca da çatışma, kaos, savaş da kaçınılmaz olur çünkü herkes bağnazlık boyutunun limitlerini zorladığının farkında değildir. İki görüş ya da daha fazlası fark etmez, durdukları yer ve baktıkları pencereleri değiştirmeyi, karşısındakiyle empati kurabilmeyi başarsa bugün ne kaos olurdu, ne binlerce insan bir hiç uğruna oradan oraya sürünürdü, toprak olurdu, ne çocuklar ana babasız büyür, ne de anne-babalar yavrusuz kalırdı. Bugün hepimizin ihtiyaç duyduğu ve özlemle aradığı şey empati, empati yine söylüyorum empatidir… Bunun içinde durduğumuz yeri, baktığımız pencereyi, oturduğumuz odayı değiştirmeli, değişime de önce kendimizden başlamalıyız…