Telefonum uzun zamandır çalmıyordu. O can sıkıcı, psikoljimi yerle yeksan eden işten ayrıldığımda kendimi üzmememi, paraya sıkıştığımda arkamda olacağını söyleyen şahıs tam beş aydır bir kere bile aramamıştı. Biriyle haber göndersem diye düşünüyor sonra bu kadar alçalmamam gerektiğini hatırlıyordum. İçimden zikir edermiş gibi küfür ediyordum, zulada bir kaç dal sigaram kalmıştı, onları da bir an önce tüketmemek için çırpınıyordum. Biliyordum onlar da biterse ruhum tüm gerçekliğiyle odanın her tarafına saçılacaktı.
Güven duygusu ne kadar güzel, ne kadar sıcak bir duyguydu. Bende bu duygunun zamanla azalacağını, buz tutacağını, hatta hiç kimseye karşı kalmayacağını bir an bile aklımdan geçirmemiştim. Hiç kimse basit bir zamir gibi gelebilir cümle içerisinde fakat Herkes’e muhalif olduğu da aşikâr. Bu yüzden muhalif bir tavırla, tonlayarak ve heceleyerek tekrar ediyordum başımı sağa sola sallarken: hiç-kim-se…
Güven kaybını ilk defa yaşamıyordum aslında, bu kadar vahimleştiren şeylerin sıradan sanrılar olduğunu söylemek isterdim ama hiç bu kadar ağır yaşamadığım gerçeğini düşünürsek düpedüz kandırılmışlığın verdiği acıya dayanacak gücümün kalmadığının belirtileri boy gösteriyordu. Fakat sizin sıcak bir şarabın yanında yediğiniz o küflü peynirin benim antibiyotik niyetine çayın yanında tükettiğim peynir kadar lezzetli olup olmadığını merak edecek kadar aptallaşmamıştım henüz.
Bir sigara daha yakıp kalan dört sigaraya gözümün ucuyla, endişe içinde bakacak kadar çaresizliğe bürünmüş, odanın penceresini açamayacak kadar bitkin ve açtım. Güneşin doğması, güneş ışığının odanın içerisine perdenin kenarından süzülerek girmesi yeni ve uzun bir günün daha garantisiydi.
Uzun zamandır ilk kez kapımın çaldığını duydum, hatta yan komşunun olabileceğini düşünerek açmak için yerimden bile kalkmayı düşünmemiştim taa ki kapıya kıracakmış gibi vurmaya başlanana kadar. Çay suyunun ocakta fokurdamasını beklerken oturduğum mutfak sandalyesi ile ziline uzun uzun basılıp aynı zamanda yumruklanan kapı arasındaki mesefa üç yüz kilometreden daha az olduğunu biliyordum ama kapıyı açmak için evde bir hizmetçinin olmamasının insanın ne kadar sinirini bozabileceğini anlayacağınızı umuyorum. Normalde gazete ve ekmeği kapının kulpuna asıp sonra siktir olup giden bakkalın çırağı şimdi çelimsiz vücudu ve bıyıkları daha yeni terleyen, çirkin tipiyle karşımda duruyordu.
– Ne var lan? kıracaksın kapıyı hıyar herif, ne istiyorsun?
– Ağabey duymadın sandım.
– Sağır mıyım lan ben? Kapıyı kıracaktın neredeyse.
– Ağabey kusura bakma, ustam şey diyor.
– Ne diyor lan? Çabuk söyle, altıma sıçacağım.
Oysa bağırsağım düğümlenmiş gibi ne zamandır tuvalete gidemiyordum, uyduracak başka bir şey kalmamış gibi bir de bakkalın çırağını tuvalet ile aramdaki ilişkiye ortak ediyordum.
– Ağabey ustam borcunu ödemezse bundan sonra ne ekmek alabilir ne gazete dedi.
– Tamam oğlum ödeyeceğiz, sen ustana selam söyle ay başında kapatacağım hesabı, heee bir de kısa Maltepe göndersin, halledeceğim hepsini merak etmesin.
– Ama ağabey
– Lan ikile velet hadi, çok konuşma.
Almadığı paranın üstünü verecek kadar saf bakkal ağabeyimiz beni kırmaz gönderir diye dua ediyordum sigarayı. Göndermedi, bu sefer kendisi geldi…
– Hoş geldin bakkal ağabeyim buyurmaz mısın içeri?
– Hiç hoş bulmadım yeğenim, beş aydır borcunu ödemiyorsun ekmek gazete pahalı şeyler değil dedin, yedin bizi ama birikti de birikti, beşyüzü geçti borcun.
– Ağabey sen şiir sever misin?
– Adamı dinden imandan çıkartma kardeşim dalga mı geçiyorsun benimle?
-Bakkal ağabeyciğim bir yayın evi buldum, şiirlerimi kitap yapacak, yakında çıkacak piyasaya, hem bu benim ilk kitabım. Sana imzalıyıp kendi ellerimle hediye edeceğim.
– İstemiyorum ben kitap mitap.
– Ağabey öyle deme okuyayım bir tane dinle istersen.
– Okuma kardeşim bana şiir miir, uzun hava mı bu? Git sevgiline oku, bana paramı ver.
– Amma para göz çıktın sende ha! Tamam vereceğiz kaçmıyoruz ya! Şu kitap bi çıksın Allah’ın izini ile.
– Tamam lan sana bu ay sonuna kadar mühlet parayı getirdin getirdin, getirmezsen külahları değişiriz.
– Ağabeyim ayıp ettin sen getireceğim söz, istersen bir tane şiirimi çıktı alayım bilgisayardan dükkanda okursun.
– İstemez hadi eyvallah.
Şiir kitabı çıkmayacaktı adım gibi biliyordum, hiç bir yayın evinden geri dönüş olmamıştı. Şimdi ölsem ya da ölsem ya da en iyi ihtimalle ölsem hiç-kim-se bilmeyecekti.
07.02.2015