Baya göreceli bir kavram bu samimiyet. Göreceli çünkü herkesin kendince bir samimiyet çizgisi veya tanımlaması var. Kimi fazla samimiyetten hoşlanırken kimi en ufak bir zamansız samimiyetten şikayetçi olabiliyor.
Samimiyet, bilmiyorum samimiyetsiz gelir çoğu zaman bana. Burada standart bir samimiyetten bahsetmiyorum tabii ki, zamansız ve sulu samimiyettir bahsettiğim. Vardır kimileri, hem hemen samimi olabilir hem de dozajsız samimiyetten huzursuz ve rahatsız olmaz. Sululuğu ve laçkalığı kanıksamıştır.
Ben mesafeleri severim. Mesafe her zaman daha net ve daha sağlamdır. Ayrıca bahsettiğim mesafe asla soğukluk değildir, muhabbete bayılırım ve kısa da tutmam hiçbir zaman. Fakat bazı şartlarım vardır kendimce. Mesela samimi olabileceğimi düşündüğüm insanla önce mesafeli olmayı yeğlerim, demlerim ilişkiyi, tartarım. Güvenmek kolay değildir öyle hemen dolayısıyla zamana büyük önem veririm.
Hayatı kaliteli yaşamak, sağlam temellere oturtmak, seçici olmak, içe sinen bir arkadaş çevresine sahip olmak, huzurlu bir çevreye sahip olmak öyle sanıyorum ki bu demlemeyle olabilen şeyler. Zamana yayıp demlemeliyiz ilişkilerimizi ve seçici olarak yaşamalıyız hayatımızı. Zamansız samimiyetler bizi bunlardan mahrum bırakacaktır, bıraktığıyla da kalmayıp hep hatalara, keşkelere sürükleyecektir. Bu yüzden, samimiyet hepimize lazım fakat herkesle değil bazılarıyla.