Parmaklarımın terk ettigi kalemimle sevişen, unuttugum sayfaların üstündeki ceketinin dügmeleri dökülen şiirlerimden birkaçı sadece . Ne yaptıgımı bilmeden öylece yatıyorum, önümü görüyor muyum bilmiyorum, ne görüp gördügümü bile bilmiyorum aslında . O şiirlerin anlattıkları, parmakuçlarımdan sızıyor, bunu ben görmüyorum, tenim anlatıyor bana . Karnımın sag ucundan sızan bir kaç damla beni kendime getiriyor, sonra hatırlıyorum . Hoş göründügü söylenebilen saatimin metali dikkatini çekmişti adamın, ve bıçagı da benim dikkatimi çekmişti . Şimdi ise karnı kanayan benim, bıçagı kanayan ise o .
Çok uzaktan gelen siren seslerini duyuyorum, yaşamak ve yaşamamak arasında bir şüphem yok .
Balkonlardan gelen şaşkınlık “Aa”ları umrumda degil, bense sadece yatıyorum .
Adımlarından koştugunu anladıgım bir kaç adam yaklaşıyor bana, sirenler ise sustu . Yok gibiyim, orada yok gibiyim . Üstümden hala “Aa”lar uçuşuyor, ama şaşırılanın birinin karnından bıçaklandıgında kanının dökülmesi mi, yoksa sadece benim orada öylece yatmam mı, gerçekten bilmiyorum . Bir kaç el, hissetmedigim kollarıma sarılıyor . Bir başkası yerden bir şeyler alıyor, ne aldıgını görmüyorum . Ceketime yapışmış çakıl taşları bir bir dökülüyor . Sedyenin üstünde biraz rahatlamış hissediyorum, aslında pek bir şey hissetmesem de . Bir araca koyuyorlar beni, bagrışan insanlar var . Bir tanesi gözlerime bakıyor, bir tanesi yaraya, başka biri daha var mı bilmiyorum .
Gözlerimi kapatıyorum .
Aceleyle kapıyı açıp beni hastahaneye sokuyorlar . Sedyenin üstünde gitmek “zevkli” bile denebilir, pek çok şey geçiyor gözümün önünden, elinde bir paket kanla koşan bir kadın gördüm mesela, elimde hiç bir paket kanla koşmamıştım . Ayaga kalkıp paketi elinden alıp koşuya devam etmek istiyorum, oysa bacaklarım bile oynamıyor .
Gözlerim kapanıyor .
Ellerim açılıyor .
Bayılıyorum .
**
Film sahnelerine benzemiyor, kulaklarımın arkasında boguk doktor sesleri ve başımın üstünde parlayan üç tane ışık yok, yine de yatıyorum . Uyanalı bir kaç dakika oluyor sanırım, henüz fantezilerimin dogrultusunda “çok güzel bir hemşire” görmedim, onun yerine koridorun öbür ucundan bir adamın iniltisi çarpıyor suratıma . İstemsizce o tarafa bakıyorum, gögüs kısmı kıpkırmızı olmuş bir adam yatıyor, aslında yatmıyor, bir şeyleri tutmaya çalışıyor gibi savuruyor ellerini . “Yardım”ına yetişiyorlar, yaşayacak mı bilmiyorum .
Yaşamayacak mı bilmiyorum .
Yaşayıp yaşamayacak oluşu pek de umrumda degil .
Başımı sola çeviriyorum, çok fazla ışık var . Benim gerçekligimin ötesinde, zoraki bir espri gibi geliyor çogu .
2 comments
Bu Khaled Hosseini nin Uçurtma Avcısı romanınının son bölümlerdeki gibi güzel. 🙂
sağolasın yorum için 😀