Kayış domates satan, bozuk para seslerinin insan sesine karıştığı, üstelik barkod sisteminin olmadığı, sıcak pazarlıkların çok çabuk bittiği semt pazarlarında ilerlerken çocukluğum. Sabah bir tava menemene günaydın dediğimiz… Öğle vakti olunca ve birazda karnımız acıkınca o meşhur öğle yemeği gelirdi akla. Ustam tokatlaya tokatlaya ararken karpuzun en iyisini, beni de bir koşu ekmek almaya bakkala yollardı. Yol üzerinden bir de peynirciden bir kalıp peynir alırdım. Doğallık bu olsa gerek karpuzu kabuğuna dilimleyerek yerdik. Domates ve biberin en güzellerini seçerek poşetlerdik ve yine bir koşu çeşmeye su doldururduk poşete ve alttan bir delik açardık suyu aksın diye… Ve bu hayattı ; iki gün domates biber satardık. İki günde ayakkabıcı enver ağabeyi çağırırdı. Müşterilerin; teyze olduğu, abla olduğu, dayı olduğu, ağabeyi olduğu semt pazarları ve ne çok kandırırdım. Çocukluk bu işte akan ayakkabı akmazdı, biçer lastiği gibi ayakkabılar sağlamdı. Birde ikindi vakti bağırışların daha yoğun o pazar ağzıyla başlardık. “Arabayı devirdik, fiyatları çevirdik… Biberler hâlden değil, fatma teyzenin bahçesinden…Patatesler ayşe teyzenin bahçesinden ve yiyin gayri” pazarcı olupta bağırmayan varmıdır…?