Kayıt Ol
Ara 2, 2014
2481 Views
1 0

Sinema “Sanat” mıdır ?

Written by

Pekâlâ, her şey apaçık göz önünde olmasına rağmen hala sinemanın, televizyonun; kısacası entertainment diye tabir edilen sektörün gerçekten etkili bir güç olduğunu kabul etmeyenler var. Sadece “sanat” olduğunu söylüyorlar. Âcizane kanaatim, kitleleri harekete geçirme, onlara bir ya da birden fazla düşünceyi benimsetme gibi daha birçok kabiliyeti olan bir sektör, sadece “sanat”tan ibaret sayılamaz. Bu konuya fazla girmeyeceğim.

Bir önceki yazımdan bu yana fazlasıyla film ve dizi izledim. İzledikçe, keşfettikçe fark ediyor ki insan, bu işi gerçekten çok güzel yapan üretken kimseler var.

Brad Pitt’in oynadığı son film olan “Fury”yi ele alalım mesela. Sony Pictures’ in siber saldırıya uğramasından sonra internete sızan film, sadece 30 Kasım itibarıyla 1,2 milyon defa indirildiği görsel ve yazılı medyada geniş yer tuttu.

Film ikinci dünya savaşında geçiyor. Bir tank mürettebatının son macerasını anlatıyor. Mürettebattan geriye gruba en son giren hanım evladı kalıyor. Açık konuşayım, film bitince “Eee yani?” dedim. Şahsen her filmde bir mana arıyorum. Bir şey anlatmak istemiş olmalı. Sebebini yukarıda zikretmiştim. Filmde hanım evladının gözünden savaşın zorluklarını görüyorsunuz. Ve gerçekten çok ama çok gereksiz, sadece masraf ve zarar bir şey olduğunu… Prodüksiyon vesaire fena değil. Olay güzel anlatılmış. Diğer Amerikan filmlerinde de olduğu gibi ideal Amerikan askeri profili yine ve yeniden çizilmiş. Yine de Tük insanı dâhil pek çok milletin insanları bu gibi filmleri izliyor. Sizce film amacına ulaşıyor mu? Yine de bana biraz sıradan geldi.

Sıra dışı film diyorsanız, Yıldızlar Arasında filmi bir harika. İmax ile izledik. Gerçekten etkileyici. Uzay, gittikçe giden bir kâinat ve bu kainatta her şeyini dünyada bırakıp gelen bir grup astronot. Uzayın derinliklerine hatta solucan deliği vasıtasıyla evrenin öbür tarafına giden bu insanların bizim gözümüzden bakınca gerçekten birden fazla duyguyu birlikte yaşatır. Öyle sahneler vardı ki… Allah! Denecek sahneler.

Efektler harika olmasına rağmen hikâyede insanoğlunun genelinin çözümleyemediği sorunlar var. Mesela filmde hep bahsi geçen bir “Onlar” kavramı var. Kim bu “onlar”? Filmin sonunda önünüze birkaç seçenek çıkıyor: Bir, onlar yine insanlar. Yani gelecekteki biz… Ya da … ya da sı biraz mistisizme kayıyor. Ama yine de ters.

Başkahraman mecburen kara deliğe giriyor. Orayı bilinmez bırakırlar sanmıştım. Ama hayır. Kahramanımız kızının yatak odasının her anının beş boyutlu hallerinin bulunduğu bir yere çıktı. Geçmişteki kendisine “Gitme!” mesajı gönderdi. Geçmişteki kendi aynı kendisi gibi dinlemedi vs. Ama yine o yolla(mors alfabesi) kızına insanoğlunun yaşamını devam ettirebilmesi için gereken formülün eksik parçasını söyledi ve insanoğlu çok boyutlu bir dünya da yaşamaya başladı. Bu arada filmin sonunda evrenin diğer tarafında yeni bir Amerikan kolonisi kuruldu ve kahramanımız da oraya doğru yola çıktı.

Filmde beni en çok etkileyen olaylardan birisi “zaman kayması” meselesi… Şöyle ki, “O gezegenin yörüngesinde geçireceğimiz her dakika dünyanın zamanıyla yedi yıla mal olacak.” Bir gidip tehlike atlatıp geliyorlar ve hooop!, 25 sene gitmiş. Bu gerçekten acayip bir şey… Buradan sonraki yorumu size bırakıyorum. Sonuç olarak insanoğlu boyut değiştiriyor. Ya da geliştiriyor.  Dünyaya geri döndüğünde kızı kendisinden daha yaşlı olarak onu karşılıyor. Ama kavuşuyorlar.

Ahde vefa ve yaşlanınca buluşmak demişken birden fazla ülkede çekilen, bir kısmı Bulgaristan’daki Hollywood stüdyolarında çekilen Türk filmi “Birleşen Gönüller”i de unutmamak gerekir. Hikâyesi etkileyici ve duygulandırıcı. İnsan filmin akışına kapılıp gidiyor. Kurgusu gerçekten çok kaliteli…  Filmde iki olay birden anlatılıyor.  Bu olaylardan birinde birbirini seven ve evlendiklerinin ertesi günü yine savaş yüzünden ve hatta yine ikinci dünya savaşı yüzünden ayrılıp yıllar yıllar sonra kavuşan bu sürede hep birbirlerine kavuşmayı bekleyen iki kahramanı anlatıyor. (Şimdi fark ettim de bu ara izlediğim filmlerden iki tanesi, 2. Dünya savaşında geçiyor. Ardı ardına iki savaş filmi…) Olaydakiler senin benim gibi insanlar olmasına rağmen gösterdikleri fedakârlıklar ile filan neden senin benim, bizim değil de onların filme konu olduklarını anlıyor insan. Her iki hikâyedekiler için de.

İkinci hikâyede de yurt dışındaki bir Türk Kolejinin açılış hikâyesine okulu açan bir öğretmenin iki çocuğunun gözünden şahit oluyoruz. Bu hikâyede zaman günümüze daha yakın. Burada doğu klasiklerinden bir öykü de anlatılıp öyküden izler serpiştirilmiş konuya. O hikâye ve canlandırması da gerçekten iyiydi. İki hikâye birbirine çok güzel yedirilmiş. Zaten filmin girişinde “Gerçek olaylardan derlenmiştir” yazıyor. Gerçekten böyle insanlar da var yani…

Tarihi filmler dedik de, Fatih Han döneminde geçen ( Ben Fatih Han diyorum, yoksa aslında Kazıklı Voyvoda dönemi diye geçer) ve Devlet-i Ali Osmani hakkındaki oryantalist ve cahilce görüşleri içeren bir film daha. Filmde Osmanlılar, Türkler, Müslümanlar gayet açıkça belli. Ana konuyu oluşturuyoruz yani. Ama o biz değiliz. Yani biziz de biz değiliz. Açıklıyorum işte…

Şunu belirteyim, o kadar film izleyen şahsım, bir Amerikan filminde bu kadar çok Türk, Osmanlı ibaresi, Osmanlı bayrakları, Allah lafızlar vesaire olduğunu ilk defa görüyorum. Filmde bazı Türkçe diyaloglar var. Ama öyle bir aksan yapmışlar ki ilk başta anlamadım ve İngilizce altyazıdan okudum. Sonra fark ettim ki Türkçe. Ama resmen katledilmiş bir Türkçe. Bilirsiniz belki, Kazıklı Voyvoda, Vampir mitinin temellerinde önemli bir yere sahiptir. Zalimdir. Halkını ve diğerlerini kazığa oturtur.

Fatih Han da bunu mağlup eder ve tabiri caizse onu kazığa oturtur. Ben olsam ben de öyle yapardım herhalde. Ama filmde Fatih Han (haşa) hain, zalim ve filmin sonunda Kazıklı Voyvoda nam-ı diğer Cont Dracula tarafından kanı içilerek öldürülüyor. Filmin tam adı “Dracula- Untold” yani “Dracula- Anlatılmayanlar”.  Türkçeye “Dracula-Başlangıç” olarak çevirmişler.

Zalim(!) Osmanlı ordusu, kaleleri basıp kadınları ve çocukları kesiyor kızlara sarkıyor filan. Sonrasında tek başına Dracula tarafından bir yenilgi alıyorlar ki akıllara zarar. Yani film külliyen yalandan ibaret. Bunu anlamak için gerçekten tarih profesörü olmaya gerek yok. Milletin sesi soluğu çıkmadı. Çünkü aynı millet-kaliteli bir yapım olsa da-Muhteşem Yüzyıl izlemişti ve köküne kadar ya Hürremci ya da Mustafacıydı. Şimdi aynı millet Kösem Sultan’ı bekliyor. 2015 sezonunda geleceği haberleri var.

Film Türkiye de çok bir gişe yapmadı. Yapmasın da zaten. Bir zahmet. Yine de dünya da bu izlendi ve insanoğlu bakın Osmanlı’yı ve Müslümanları nasıl tanıdı… Buna rağmen hala sinemaya  sadece “sanat diyenler ?

Muhammed ikbal

1997 doğumlu

Entertainment & communication

İstanbul üniversitesi sinema tvokuyor.
Avatar

Latest posts by Muhammed ikbal (see all)

Article Tags:
· ·
Article Categories:
Eleştiri

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.