Soğuk bir Kasım akşamındayız. Yağmur-kar karışımı bir şey yağıyor dışarıda, sesi evin içine kadar geliyor. Sokak lambasına bakarak anlıyorum ne kadar şiddetli yağdığını. Sobanın üstündeki ibrikten tıkırtılar gelmeye başlıyor yavaş yavaş, su ısınmış olmalı. Sofrayı kaldırıp bulaşıkları yıkamakta olan annem ise ‘Kaldır artık şu kitaplarını oğlum, çantana koy’ diye söyleniyor…
Amma çok ödev veriyordu hocalar hafta sonu diye. Birazını cumartesi günü yapmıştım, geri kalanı ise az önce sobanın dibine uzanarak bitirdim. Şimdi ise çantama koyuyorum kitaplarımı annemin telkiniyle. Yerde kalan silgi tozlarını da annemin görmemesi için hızlı hızlı toplayıp sobaya atıyorum. Bulaşığı bitiriyor annem, iyice fokurdamaya başlayan ibriği tutmaya çalışıyor ama o kadar sıcak ki tutamıyor haliyle. Hemen masanın üstünden bir el bezi alıp ibriğin sapına doluyor ve ancak öyle tutabiliyor ibriği.
Banyonun yolunu tutuyor annem ben de peşinden gidiyorum tabii ki. Giderken masadaki birkaç mandalina kabuğunu sobanın üzerine koymayı ihmal etmiyorum ama. İbrikteki suyu boş kovaya dolduruyor annem, bu sırada sıcak ve beyaz bir buhar yayılmaya başlıyor etrafa. Ardından biraz soğuk su ilave ediyor kovaya, eliyle de kontrol ediyor suyun sıcaklığını. Ben de tabureye oturuyorum bu sırada ve annem kafamı köpüklemeye başlıyor. Nasırlı elleri derimde gezerken çok tatlı bir acı veriyor ve o an hiç bitmesin istiyorum, dünyanın en mutlu insanıyım sanki. ‘Anneee çabuk donduuum’ diyorum ve durulamaya başlıyor beni. Kovanın dibinde kalan suyu direkt kafamdan aşağı dökerek şımartıyorum kendimi. Bir havlu atıyor üstüme annem, soğuk holden bir an önce kurtulup sobalı odaya varmak için koşuyorum…
İçeri girdiğimde mandalina kokusu vuruyor yüzüme ilk olarak, hemen kendimi sobanın dibine atıyorum. Saçımdan düşen damlalar sobada ‘cıssz’ sesi çıkarıyor, bunu duyan babam uyarıyor beni sobaya çok yaklaşmamam için, biraz geri çekiliyorum. Annem elinde yorgan ve çarşaflarla içeri giriyor. Babam çekyatı açıyor ve son kez sobaya odunları atıyor, beni ise yastık almam için soğuk odaya yolluyor. Annem çarşafı sererken ben yatağın üzerine zıplıyorum, kızmıyor o da bana; biliyor oyun yaptığımı. Işıklar kapanıyor, sobanın tavandaki ışığına bakarken uykuya dalıyorum, sobanın ‘güb güb’ sesi, mandalina kokuları…