İnsanın olmayacağını bile bile istemesi, ne kadar garip değil mi ?
Bu durum sadece ben de yoktur, eminim. Eminim ki burada yazan bir çok insan yaşıyor bu durumu. Olmayacağını bile bile peşinden koşmak. Eninde sonun da mutsuz olacağını bildiğin halde bırakmamak, bırakamamak. Neydi bunun sihiri.
Sahi bizden vazgeçen insanlardan, olur da eğer bir gün bizde vazgeçebilirsek. Vazgeçtiğimizi gördüklerinde, gerçekten yanmayacak mı canları ?
Neydi bu işin sırrı.
Bileniniz var mı ?
İnsan, gerçekten unutabilir mi ? Bir kişiyle beraber, birbirinize yıllarınızı verdiğinizde.. Amma velakin, bir kişi eninde sonunda gidiyor. Bazısı mecbur olduğunu söylüyor, bazısı keyiften, bazısı kader ya işte bu dünyadaki ömrü tükeniyor insanın. Pek lafım yok gidenlere. Biliyorum, anlıyorum. Elbet gitmekte kolay değildir. Ardında bıraktığın kişiyi gerçekten seviyorsan eğer. Ama gidenler, ardınızda sizi de en az sizin sevdiğiniz kadar seven bir insanı bırakmak kolay mıdır?
İnsan neden bırakır böyle bir insanı. Sevgi var ise ortada hallolmayacak şey yoktur, diye düşünürüm. Giden gider. Giden giderken bakar olanlara, geçmişe, geleceğe, kendine yol çizer. Aklında bir harita olur. Gidecek ya..
Açar bir gün dış kapıyı, arkasına döner der ki ”Ben gidiyorum.”
Önce bakarsın, bazılarımız der ki safça ”Nereye?”, bazılarımız susar dili tutulur, bazılarımız da cesaretlidir.
”Gitme” der.
Gidecek olan yüzüne bakar.
Kalan; cesaretlenir, içi ezilse de
”Mutsuz olalım bizde yeter ki sen gitme.” der.
Kapıda ki insan tekrar gideceğini söyler. Planları vardır. Belki de o anlık kafasını dağıtabileceği insanlar vardır. Ona sevgi sözcükleri bile söyleyen yeni bir arkadaşı vardır hayatında. Kalana her zaman onu savunduğu. Gidecek olan aslında kalandan soğumuştur bir nevi.
Kalan hayatın da ilk defa o sevgi sözcüklerinden nefret eder. Bir o kadar da gidenin bu saçma ve çocukça kelimeleri başkasından duyduğunda hoşuna gitmesine üzülür. Yaradır o sözcükler onun için.
Giden kapıdan çıkar. Ama kapıyı kapamaz.
Kapının önünde oturur. Gideceğini bağırır içeri, ona gelmemesini söyler. Ama dönüp gitmez. Kalan sabırla izler onu. Sonra kapı açıkken, gidenin onsuz yaptığı şeyleri izler. Sonra çıldırır.
Dış kapıya ilerlemeye çalıştıkça bir engel. İçeriden dışta ki insanlara saldırmaya çalışmış, yaralanmış, bazen hor görülmüş, bazen umursanmamış. Gidecek olan orada ama aslında tam olarak ta kalmamış. Böyle bir karmaşa işte.Ne gittiği belli ne kaldığı.
Özdemir Asaf da der ki ; ”Kimi gittikçe kalır, kimi kaldıkça gider.”
Ve birgün, kapanmıştır o dış kapı. Arada evin pencerelerinden odayı gözetler.
İçeri deki kişiyse dışarı çıkmaya çalışır.
Yapamaz.
İçeride ki;
Bazen pencerelerde bir gece yarısı giden ahbabını gördüğünü sanıverir. Onla göz göze geldiğini düşünür. Ona ulaşmaya çalışır. Delirmeye başladığını düşünür. Belki de bu da doğrudur, emin olamaz hiçbir şeyden. Yaralar kendini, geceler ilerledikçe tek tek kapatmaya başlar pencerelerini. Artık göremez olur gideni. Geceleri rastlamaz olur. İşi gücü bırakmıştır. Havasız bir odada, tüm pencereleri kapalıdır artık. Perdeleri çekiktir. Zaten gün ışığı girmeyen odasına, ufak bir yerden ay ışığı dolar. Perdede bir delik belki. Duvar da ince bir yarık.
O ay ışığı kalanın da kabul etmediği, kabul etmek bile istemediği umududur. Hissediyordur gideni hala, onu onsuz sevmeyi öğrenmiştir zamanla, delirecek kıvama gelse bile, giden bir gün gelip kapıyı çalarsa eğer sanki o işten gelmişcesine boynuna sarılacaktır .
”Hoşgeldin” diyecektir, gözleri dolu dolu.
Kalan orada bekler günlerce, hiçbir güçte onu oradan kaldıramamıştır şu ana kadar.
Fırtınalar kopar.
Hem onun için de hem de dışarıda.
Bir hayale tutunur, eskiyi hatırlamaya çalışır.
Tutulur işte orada.
Bekler.
Gideni suçlamaz, çünkü; giden herzaman suçlu değildir.
Bekler.
Özdemir Asaf’ın dediği gibi, ”Kimi gittikçe kalır, kimi kaldıkça gider.”