Kayıt Ol
Kas 24, 2014
1215 Views
0 0

Suat’ın Oyunu

Written by

Vakit gece yarısını çoktan geçmişti, kıyafetlerimi çıkarmadan kendimi girişteki kanepenin üzerine bırakıverdim. Bez çantayı açtım. Kepimi, cübbemi, diploma yerine verilen rulo halindeki kâğıdı çıkarıp elime aldım.  Bana göre insanların olduğu gibi eşyaların da karar mekanizmaları vardır. Hatta eşyaların karar verme süreci insanlara nazaran çok daha karmaşıktır. Onlar çevrelerinde olan bitenden çok daha fazla etkilenirler. Bilinçli seçimler yapabilen gözlemci bir zihnin etraflarında dolaşıp durması bile, onları değiştirmeye, dönüştürmeye yeter.

Kendimi yorgun hissediyordum ama zihnim canlıydı. Okulumu bitirmiştim ve bundan sonrası ile ilgili bir karar vermem gerekiyordu.  Yurtdışında çok iyi bir üniversiteden davet almıştım, ancak burs vermiyorlardı, yurtdışına gideceksem okuluma devam edebilmek için çalışmam da gerekecekti. Yurtdışı demek iyi eğitim demekti.  Türkiye’de kalırsam burs alıp,  ailemle birlikte yaşayacağım için rahat edecektim. Arkadaşlarımı, tuttuğum takımın maçlarını, annemin yemeklerini bırakmak istemiyordum. Sonra kız arkadaşımı düşündüm. Müjde’nin ismine özel bir anlam yüklüyordum.  Aynı sınıftaydık, adını öğrenene kadar dikkatimi çekmemişti doğrusu. Önceleri çok iyi arkadaştık. Sonra sevgilim olmuştu. Müjde’yi bana güzel haberler vermek için karşıma çıkmış bir azize gibi düşlüyordum. Bana göre; zihinlerimizin işleyiş biçimi gerçekliğin doğasına açılan kapının ta kendisidir.  İyi not alacağımı bildiğim sınavlara bakmaz, Müjde’den rica ederdim. Mistik bir kehanetin kendini gerçekleştirmesine böylece izin veriyordum. Bu oyunumdan Müjde’nin bile haberi yoktu.

 

Kanepede öylece uzanıp düşünürken, gözüm raftaki kitaba takıldı; Schrödinger’in Kedisi. “Bilincin bir fiziği vardır ve bu fizik bize kendimiz ile fiziksel gerçeklik arasındaki bağ hakkında çeşitli önerilerde bulunur” diyordu yazar. Aklıma esti, ben de evrenle bir oyun oynamaya karar verdim. Böyle oyunları severdim. Yurtdışına gitmek istemiyordum, bu yüzden olmayacak bir şart öne sürdüm. Önce mor bir fil düşledim. İki gün içerisinde onu görürsem yurtdışındaki üniversitenin teklifini kabul edecektim. O gece başımı yastığa önemli bir işi bitirmiş olmanın rahatlığıyla koydum.

 

Çok güzel uyudum. Rüyamda da mor bir fil görmeyince, işin bitmiş olduğuna kanaat getirdim. Sabah uyanır uyanmaz sevgilimi arayıp, akşam görüşmek istediğimi söyledim. Bir kutlama planlamıştım, müjdeli haberi ona yemekte verecektim.

 

Sözleşmiş olduğumuz restorana gittiğimde Müjde henüz gelmemişti.  Beklerken akşamki kararımı, ne kadar güzel bir yol bulduğumu, sevgilimi, sevgilimin güzel adını düşünüyordum. Özel bir akşam olacağını biliyordum. Yıllardır bana müjdeler getiren sevgilime bu kez ben bir müjde verecektim.

 

Onu nihayet kapıdan girerken gördüğümde, kafamın içinde kocaman bir toz bulutu oluştu, akşamdan beri aklımdan geçirdiğim saçmalıklar, Schrödinger’in Kedisi, geçmiş, gelecek içinde dönüp durmaya başladı. Gülecek gibi oldum, gülemedim. Okkalı bir küfür salladım kendime, bunu kesinlikle hak etmiştim. Müjde yine bir haberle geliyordu, bluzunun önündeki kocaman mor fil bana gülüyordu.

Latest posts by Fatih Ç. (see all)

Article Categories:
Hikaye Öykü

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.