Kayıt Ol
May 21, 2014
1226 Views
0 0

terk ettiğimiz temmuzlar mezarlığı

Written by

eylül geliyor girdabımızdan bile arsız, bize bir başlangıç ver

tutuşsun artık bu serenatı andıran ihlalsiz kıvılcım

bu toplum bize göre değil, eylül diyorum ve el ele devlete isyan

seninle bir dünya şiir okumak için bin paket sigara aldırdım

daha ne kadar güzelleşeceksin böyle bilmeden ve anlamadan

– zan perdesini asıldıkça, ifşa kendini zaptedecek –

korkuyorum sana geç kalmanın rehavetine kapılmaktan

muhtemelen ellerinle ilgili yeni bir yer çekimi nüksedecek

hangi gezegenden kendimi atsam, olduğun yere düşeceğim

 

allah çok büyük güzelim, bak sana rağmen seni sevmeyen yanlarım var

mesela daha gölgesiz bir dil tutturabilirdin bizi ayıran günlere karşı

yani sadece ulvi bir çağrı olarak; bir gün allah için gel ama benim için kal!

sana çavdar tarlasında ebu zer’den ve tante rosa’dan bahsederim

bu arada sen de bize yaz bitmeden biraz reviens çal

birer sigara daha yakıp güvercinleri seyredelim

 

senin bir haykırışın var, bir hiddetin kimsesizlerden alacaklı

sanki sancağına çekilmiş bekliyor kargaşanın kırmızı renkli barikatı

sen cebrail’in yeryüzüne attığı ilk adım, derinine dik bakışlar atan sarp!

bende bir yükseklik korkusu var ki sorma, çekilecek kıyılarımdan sığ sular

senin senden habersiz tüm akdenize karşı böyle duruşun ve gözlerin:

dionysos’un kılıcıymış gibi keskin bir şarabın her yudumunda ihtilal!

artık bir merhabanın başlattığı bir ayaklanmadır kalbim

 

dionysos’un kılıcı var mı bilmiyorum ama senin tenin harmani

allah affetsin sarhoş bir yengece dönüştürüyor insanı

eylül geliyor diye bağırıyorum yani sonbaharla itilaf

ezkaza dokunursam, bildiğin kül ve intihar!

yani ‘bir gece bu şehirde bir şiirle ölebilirim’ radyosunda

ya aklıma bir nakarat takılır, dilimden düşüremezsin

ya da bir türlü ezberleyemediğim o şarkı yeniden başlar

sahiden “hangimsin sen benim”

 

yalnızlık yurttu senden önce, yokluğun yurtsever

artık kış gelecek ardından biliyorum, biliyorum üşüyenler daha bi’ yalnız

biliyorum, içine sarılmış güçlü bir kadın gibi ayakta kalacaksın

bin sekiz yüz kırk sekiz yılı gibi bir serüvene dönüşecek bu kalp ağrısı

işte bu uzak bakışlar ayracı, mezarlığıdır terk ettiğimiz temmuzların

bize iki ölü ver, bir de eşkâli çehresinden büyük bir öğle sonrası

beslenme çantasından mitralyöz çıkaran bir çocuk gibi içelim

bize iki ölü ver, hazır üç bin kurşunla vurulmuşken gövdemiz

şiddetsiz, uslu bir geçmişi gömelim.

 

 

*bireylikler dergisi, sayı 54 | ocak – şubat 2014

Avatar

Latest posts by umit aydin (see all)

Article Categories:
Şiir

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.