Kayıt Ol
Nis 1, 2014
1474 Views
0 0

“… ve Tanrı Öğrenciyi Yarattı.”

Written by

     Galata sokakları rüzgârlı, lâkin hava güneşliydi. Tramvay ise tıklım tıklım. Karaköy’e  kadar gelebilmem için bir seçim yapmam gerekiyordu,  –özellikle bugün- ben de otobüs yerine tramvayı seçtim. Tramvay zikzak çizerek Eminönü’nden Karaköy’e doğru gitti. İstanbul’un üstüme gelen bütün rüzgârını yararak Banker Sokak’a saptım. Ha, bu arada ben Elif. Arkadaşlarım bazen bana Eli derler. Siz ne derseniz deyin. Ot Kafe’ye girdim o an, sanki bir alacaklı gibi. Ki alacaktım zaten, nisan ayı gelmeden Ot Dergisi’nin nisan sayısını alacaktım. Oturdum bir masaya, orta bir Türk kahvesinden yana seçimimi yaptım ve elime aldığım dergiyi okumaya başladım. Tam okumanın bana zevk verdiği anda bi’ gürültüyle başımı dergiden kaldırdım. Kafenin sokağına bir araba park etti. Kırmızı bir Cadillac, plakası 34 KIY 10 idi. İçinden iki genç adam indi. Yorgun gibiydiler. Diğerinden daha uzun boylu olanın sakalları bi’ hayli uzamış, diğeriyse saçını neredeyse bir hayır kurumuna yetecek kadar kesip, bağışlamış gibi duruyordu. Rüzgâr, benim gibi onları da kafenin içine itti. Çalışanlara bi’ Allah’ın selamını vermek için yaklaştılar. Uzun boylu olan genç adam garsona yaklaştı, “Çok yorgunum be Alim.” dedi. Garson, “Her zamanki halin be Tanrıöver.” diyerek onu tersledi. Sinirliydi garson, üniversite öğrencisiydi. Hem çalışıyor, hem okuyordu. Ama bu aralar sadece çalışıyor, hiç okumuyordu. 

     İki genç adam bir masaya oturup, -her şeyin ve herkesin içine kapandığı bir zamanda-, beş dakika sonra hiç de açık olmadığını anlayacakları açık, iki çay söylediler. Çayları, sadece adının Sezen olduğunu bildiğim gözlüklü kız getirdi. Zaten bu kafeye gelenler onun sadece ismini bilirdi. Çünkü gömleğinin yakasında isminin yazıldığı bir kart taşımak gibi tuhaf bir huyu vardı. Gerisi  herkes için koca bir gizdi. Alışıldık, koca bir giz…

     Çayları geldiğinde onlar kafenin duvarlarına bakıyordu. Kafenin duvarlarında  bugüne kadar yapılan mizahın ötesinde olağanüstü bir mizah dört dönüyordu. Onlar duvardaki Einstein’a bakıyordu, ben onları izliyordum.  Sonra hepimiz Einstein’ı izliyorduk. Einstein bir tahtaya “üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü eğitim sisteminin ta ***** *******” yazıyordu.  Saçlarını bağışlarcasına kesen Suphi güldü, sadece “Kıydılar bize amcaoğlu.” demekle yetindi.  Tanrıöver aldı yakasından tuttuğu gibi sözü.
-Dün gece çok saçma sapan bir rüya gördüm Suphi.
-Hayrola, ne gördün bakalım?
-Rüyamda gökkuşağının altından geçtiğimi gördüm. Çok mutlu hissediyordum kendimi. Sonra o yedi renk yedi farklı renkte ipe dönüştü. Mavi, sarı, kırmızı.. Sonra kendimi darağacında buldum. Arkamdan yaklaştığını fark edemediğim bir kişi yedi renk ipi boynuma doladı. En sonunda uyuyakaldığım sandalyemden neredeyse yere yuvarlanacakken uyandım.  Bi’ an ciddi ciddi öldüm zannettim.
-Oturduğun sandalyeyi altından biri mi çekti yoksa?
-Kediymiş. Üst komşunun bir haftalığına o Ayvalık’tayken bakmamı istediği kedi.
     
     Aynı saatlerde hikayemizin genç ve havalı adamı Utkan, Muzaffer Uluslararası Çiçekçilik’ten aldığı bir demet gülle kafenin yolunu tutuyordu.  Ben bunu çok sonra öğrenecektim.
     Bir hikâye yazmak için kırmızı çantamdan kalemimi ve kağıdımı çıkardım. Suphi ve Tanrıöver’e bakıp, yazıma şu başlığı verdim: “…ve Tanrı öğrenciyi yarattı.” Cümleler sırayla döküldü kağıda. “Öğrenmeyi ne zaman öğreneceğiz diye soran olursa, gelsin bu iki genç adamın yanına. Galata sokakları rüzgârlı, lâkin hava güneşliydi.”
     
     Kafenin içinde birden Neşet Ertaş’ın Gönül Dağı türküsü yol aldı. Ardından Zeki Müren, sonra tekrar Neşet Ertaş.
 
 
 
     İstanbul bir rüyaydı, devamı gelecek olan bir rüya. Tıpkı bu hikâye gibi.

 

hoş

 

 

 

Elif Ateş

-Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu
-Bulmaca çözmekte ustayım.
-Çay, kahve, kitap, müzik.. Bunlar tam bana göre.
-Bir de siyasi tarih ve dış politika kitapları...
Avatar

Latest posts by Elif Ateş (see all)

Article Tags:
· · · ·
Article Categories:
Hikaye Öykü

Comments to “… ve Tanrı Öğrenciyi Yarattı.”

  • Sabahattin Ali’yi bilirsin ben çok severim çünkü yazılarını edebiyat yapmadan sade bir şekilde süsler. Senin tarzını da ona benzettim tabi bir S.Ali değilsin ama onun gibi konunu sıradan bir olaydan seçip iyi bir dil kurgusuyla süslemeyi başarmışsın öykünü (tabi kendi çapında)

    Avatar PhilipMarlowe 1 Nisan 2014 09:14
  • Yorumunuz için teşekkür ederim. Buna benzer bir yorumu daha önce de aldım, dediğinize katılıyorum. Sıradan konuları seçmem ise sanırım hayatımın sıradan olmasına dayanıyor. Bu biraz çekilmez bir durum ama yine de idare ediyorum kendi çapımda. Kendime ait bir blogum var. Vaktiniz olursa ve incelerseniz çok mutlu olurum.
    http://elifates.blogspot.com.tr/

    Avatar Elif Ateş 1 Nisan 2014 18:00
    • bir iki öykünüzü okudum zaten vakit buldukça diğerlerinede bakmak isterim kurgu yazmaya yeni başlayan birisi olarak işime yarayacaktır mutlaka teşekkürler!

      Avatar PhilipMarlowe 2 Nisan 2014 00:31

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.