“Bin kaygu bir borç ödemez
Gamlanma gönül gamlanma”
-Karacaoğlan
~~~
“Korkunun ecele faydası nedir bilir misin Ekrem?” dedi Hikmet Ağbi. “Korkunun ecele faydası yoktur Ekrem. Eninde sonunda ölecek bir fanisin. Hayır ben öldürmesem bir başkası öldürecek seni. En iyi ihtimalle ecelinle ölürsün. Ama biliyorsun işte Ekrem, hiçkimse güzelim hemşirelere rezil olarak ölmek istemez. Günde bilmem kaç tane hap içmek kimseye cazip gelmez. O haplar var ya o haplar, ardı arkası kesilmez onların. Çok dakiktirler o renkli haplar. Güle oynaya içirirler sana o güzelim hemşireler, bir vakitten sonra sormazsın bile “Niye içiyorum bu hapları ben, ne işime yarayacak, ne hapı bu?” diye. O beyaz duvarlar var ya o beyaz duvarlar, içine antibiyotik kokusu sinmiş duvarlar, sağ adamı öldürür Ekrem. O kadar hastane falan dediğime bakma, sen şanslı adamsın araba falan çarpar belki. Hep merak etmişimdir, neler hissediyor insan havada ters parende atarken. O acı frenin gazabı çok fenadır çok. Filinta gibi yeğenimin sonu oldu o acı fren. Gitti gencecik çocuk. Trafik falan dedim ama sen zeki bir adamsın Ekrem, intihar etmeye falan kalkışırsın. Onu da beceremezsin gerçi, iyi bilirim ben seni. Yok mideni yıkarlar, arkandan ağlarlar, pek bir değerli olursun bir anda eşe dosta, e ünlü de olursun şimdi, “bak şu intihar eden çocuk” diye parmakla gösterilsin. Tedavisi var sonra bu işin, bir kere intihar edene bir daha güvenmezler, evde tek bile bırakmazlar adamı, saatine birkaç yüz lira verirler bir psikoloğa -hoş, pek de anlamam bu psikolojinin piyasasını ya-, sonra psikologla beraber çocukluğuna inersiniz, anlatmak istemediğin her şey aklına gelir, sinirlenirsin, nevrin döner, dile gelirsin. Başlarsın babanın eve gece geç gelip anneni nasıl dövdüğünü anlatmaya, nasıl anneni korumaya çalıştığından bahsedersin biraz, yediğin o misilli dayakları beraber yad edersiniz psikologla, tam evde nasıl üçüncü sınıf insan muamelesine maruz kaldığını anlatacak olursun, bir bakmışsın seans bitmiş. Trik.. 150 kağıt. Ah Ekrem ah, dertler anlatmakla bitmez ki. Tamam belki haklıydın, ya da haksızsın inan bu hiç önemli değil. Asla unutma Ekrem, herkes biraz haklıdır. Dünya, kantarın topuzunu bir kere kaçırmış, boşver yorma kendini.” dedi Hikmet Ağbi elindeki tabancaya bakarak. Hiç tedirgin görünmüyordu. Yüzündeki Léon tecrübesi Ekrem’i hafiften korkutmuştu. Ama ipler elinde olduğundan erkekliğe de toz konduracak bir tepki vermiyordu. Şu alnındaki terleri de bir silebilse vakurluğuyla Cüneyt Arkın’a taş çıkaracaktı ya. Ne var ki Hikmet Ağbi eve adımını atar atmaz gölgesinden daha hızlı bir şekilde 14’lünün kabzasını Ekrem’in şakağına indirip elini kolunu bağlamıştı.
“Diyeceğim o ki Ekrem, bu dünyanın yüküyle kambur olacağına kurşunuma köle ol.”
Ekrem, gözleri kapalı, elleri bağlı, alnı ıslak vaziyette huşu içinde Hikmet Ağbi’yi dinledi. Kafasında birkaç kaçma planı kurdu. Ama kendisi bile inanmadı planlarına. Ya açlıktan, susuzluktan başka deyişle yalnızlıktan ölecekti ya da Hikmet Ağbi’nin 14’lüsünden ahirete vize alacaktı. Ama bir türlü “Beni öldür!” diyemiyordu Hikmet Ağbi’ye.
Hikmet Ağbi biraz sıkılmış ve ilk özgüvenini de hafif yitirmiş bir ifadeyle “Bak lan şuraya!” diye bağırdı köprücük kemiğinin hemen altını göstererek. “Bak bak iyice bak! Şerefsiz bir teröristin hediyesi bu yara. Niye? Sırf ondan izin alamadım diye. “Beni öldür” demediği için. Gözümün önündeki adamı vuramadım diye altı ay hastaneden kaldım ben. Oradan biliyorum işte hastanenin ne boktan bir yer olduğunu. Doktorlar, hemşireler birbiriyle yarışıyorlardı ‘Kahraman Gazi’yi tedavi etmek için. Ne kahramanı lan! Vuramadım işte o şerefsizi 1 metreden. Ama seni vurmam lazım. Bu son şansım.”
Hikmet Ağbi’nin öldürmesine izin vermeyenleri öldürememe hastalığından nemalanmak Ekrem’i rahatsız ediyordu. Çünkü Hikmet Ağbi mahallenin kahramanı, apartmanın yöneticisi, ailesinin babası, göbekli, güleryüzlü, sevecen, yardımsever… Onun istekleri emir, kahrı küfürdü. Bir dediğini iki etmek mangal gibi yürek isterdi. Ne vardı işte alt tarafı kiralamışlardı onu bir günahkarı öldürmesi için.
Ekrem, kapıyı kırarak içeri giren emekli uzman çavuş Hikmet Ağbi’nin elinde silahla karşısına dikilmesini hiç yadırgamadı. Çünkü ölmeyi hak ettiğinden hiç şüphesi yoktu. Hikmet Ağbi gibi iyi birinin neden kiralık katil olduğunu hiç sorgulamadı. Şu dünyada yapılacak ne pislik varsa yaptığının bilincinde olduğundan her ar damarı çatlamış er kişi gibi tüm bu olan biteni olgunlukla karşılıyordu.
Her şeyin nedenine içinde cevap veriyordu. Hikmet Ağbi’nin elinde niye tabanca var? Beni öldürmek için. Hikmet Ağbi niye beni öldürmek istiyor? Birileri ona beni öldürmesi karşılığında para verecek olabilir. Zira Hikmet Ağbi kimsenin tahmin edemeyeceği biri olduğundan onu seçmeleri gayet mantıklı. Peki birileri neden benim ölmemi istiyor? Çünkü ben babamı öldürdüm. Doğru ya ben bir de babamı öldürmüştüm, e o zaman kim bu birileri? Kardeşlerim.
Hikmet Ağbi’nin bakışlarından halinden hiç de memnun olmadığı ortadaydı. Onu rahatsız etmek ziyadesiyle yanlış olacağından Ekrem sihirli kelimeleri ağzından çıkarıverdi: “Beni vur!”
“Tak…”