Ömrüme ilişmemiştir umarım yalnızlık. Zira bu derin bir yalnızlık. En umulmadık kişiler tarafından yalnızlığa terk edilmek hayli zor ve bir o kadar da acı geliyor bana sevgi dilenmek. Bazen şatafatlı görüntüsüyle istenilen, arzu edilen yalnızlık bazende bunaltıcı olabiliyor; had safhalarda yaşanan bir hastalık halini almış yalnızlık.
Komfiya dünya teknolojilerinin sahibinin 19 yaşındaki oğlu Ekrem yoğun iş görüşmeleri olan babası kadar olmasa da sosyal birisiydi. Genellikle yaşıtlarının takıldığı canlı müzik çalan uğrak mekanlara giderdi. Pek tabii gayet sosyal birisi olmasının yanında çok yoruluyordu.Ama bir şey vardı, ilk başlarda ilgisini çekmeyen bir şey. Gittiği mekanların çoğunda kendisine pekte yakın olmayan masalarda hep aynı kişiyi gördüğünü fark etti. Fakat gördüğü o göz alıcı insanın yanında neden hiçbir zaman kimse yoktu acaba ve bu onu düşünmeye sürükledi. Başka bir gün yine bir mekanda oturup arkadaşlarıyla sohbet ederken, birden tam çaprazındaki masada onun kahvesini yudumladığını gördü ve merakla beklemeye koyuldu. Çünkü kesinlikle biri çıkıp gelecekti o hoş kadının yanına. Erkek arkadaşı hesabı ödemeye gitmişti belki ya da yoldaydı. Belkide ilkokuldan beri sıkı dostu olan ve hemen karşı sokaklarında oturan kafa dengi kız arkadaşı makyajını tazelemek için lavaboya kadar gitmişti. Yahut herhangi bir sebepten dolayı babasını çağırmıştı ve onu bekliyordu. İllaki birisi gelecekti, fakat ne bir gelen vardı nede bir giden. Genç adam öylece bekledi, bekledi ve bekledi. Saatler gelip geçmişti ama hala bir gelen yoktu. Ekrem, kadına dalmışken birden masada tek olduğunu hatırladı, arkadaşları bir saat evvel gitmişti. Eliyle garsona soğumuş kahvesini işaret ederek yenilenmesini istedi. Kahvesi gelince bir yudum alıp masaya bıraktı. Bakmayı istemediği halde gözleri kadına kayıyordu, bir fincana, bir telefonuna, bir kadına bakıyordu sonra aniden gözleri kadında takılı kaldı. Kadın adeta içine çekiyordu genç adamı, kılını dahi kıpırdatmadan. Ekrem şaşıp kalmıştı, daha önce böyle hissetmemişti nasıl bir büyüydü bu, derken telefonu çalmaya başladı, arayan babasıydı ve apar topar kalkıp gitti.
Haftalar geçmişti ama ekrem için zaman bir türlü geçmiyor gibiydi. Hayatında bir değişiklik hissediyordu ancak bunu adlandıramıyordu bile. Bir boşluktu sanki bu huzmeler halinde onu içine çeken.
O gün ekrem, gece çok geç saatlerde babasına arkadaşında kalacağını söyleyip çıkmıştı. Ve evet, evden çıkarken arkadaşı almıştı onu ta ki bir diğer adı da kafe olan mekana gelene kadar. Ekrem arkadaşına; yalanıma ortak ettiğim için kusura bakma, deyip elini sallarken telefonu çaldı, arayan babasıydı.
-Hayrola baba daha yatmadın mı?
-Şimdi yatacağım oğlum da, aklıma takıldı niye arkadaşına kalmaya giderken öyle filinta gibi giyinip kuşandın, yoksa bilmediğim bir şey mi var ?
-İlahi baba yarın hatıra olsun diye fotoğraf çekileceğiz de onun için. Şimdi sen yat ve hiç bir şeyi dert etme olur mu benim güzel babam.
-Tamam aslan oğlum, fotoğrafları bana da gösterirsin hadi allahaısmarladık.
-İyi geceler baba.
Evet, ekrem filinta gibi olmuştu ve fotoğraf hakkında söyledikleri de doğruydu ama bu ehemmiyetin asıl nedeni bambaşkaydı. Anlaşıldığı üzere bu sefer tek başınaydı ve artık telefonu da kapatmıştı. Ekrem kapıdan içeri girerken, yaşına göre oldukça gür olan sakalını ovalalıyor bir yandan da gözleriyle kadını arıyordu. İçeri doğru yürürken sol köşede kahve içen bir kadın gördü, bu, oydu. En yakın masaya hemen çöküverdi. Kafedeki kadınların gözleri genç adama değip duruyordu velev ki erkekler dahi bakıyordu sadece bir kadının gözleri hariç tüm gözler ekremin üzerindeydi. O yalnızca bir kadın tarafından hissedilmek isterken. Gözler yavaş yavaş üzerinden ayrıldığında, ki kadın bir sefer bile kafasını çevirip genç adama bakmamıştı. Ekrem masasından kalkıp onu içine çeken kadına doğru yarı iddialı, yarı korkak bir tavırla ilerlemeye koyuldu. Artık masaya o, ıssız masaya geldiğinde boğazını temizleyip ”Merhaba”, diyebildi sadece. Kadın ”Merhaba”, diye cevap verince Ekrem çokça çekinerek kısık bir ses tonuyla”Bir mahsuru yoksa oturabilir miyim ?”, derken sanki can veriyordu. Buraya kadar göz göze gelmemişlerdi. ”Neden olmasın”,dedi kadın yükseltilmiş pamuklu yastıklara atlamak hissi veren sesiyle. Ekremin hazırlıksız yakalandığı bir an gerçekleşti ve göz göze geldiler. Gözleri yakından çok daha güzeldi: İçlerinde birer elmas taşıyan bulutlar gibiydiler. Kısa, ancak genç adama ter döktüren bir bakışma olmuştu. Göründüğü kadar rahat olmayan sandalyeye oturduktan sonra ”Acaba adınızda gözleriniz kadar derin ve güzel mi?”, diye sordu ekrem. Sordu sormasına ama ne kadar aptalca bir soru sorduğunu biraz geç anladı. Ardından ”Üzgünüm, yani ben demek istiyorum ki”. Kadın genç adamın sözünü kesip ”Dert etmeyin kızmadım”, deyince ekrem belli etmemeye çalışarak derin bir nefes aldı ama hala rahatlayamamıştı. Sonra kadın tekrar söze girdi ”Beni tanısaydınız eğer beni gerçekten tanıyor olsaydınız ki, bu şuan için pek uzun sürmez. Kesinlikle o sandalyede oturuyor olmazdınız. Eğer bu konuda yani beni tanıma hususunda kararlıysanız şunu bilmenizi isterim; benden kurtulamazsınız. Şimdi hala adımı öğrenmek istiyor musunuz?” Ekrem, kadında çoktan kaybolup gitmişti. ”Evet, adınız nedir”, dedi kadına. ”Bunun için gerçekten üzgünüm”, dedi kadın ”Benim adım yalnızlık!” ve bir kişiyi daha kendisine hapsederek küçük adımlarla mekanın kapısından çıkıp gitti.